
28 Şubat’ta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ortak saldırılar, İran’ın misilleme olarak bölgedeki ABD üslerini, İsrail’i ve ABD’nin bölgesel müttefiklerini hedef almasıyla Körfez ülkelerine de yayılan geniş çaplı bir krize dönüştü. Söz konusu kriz, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji güzergâhlarında yaşanabilecek olası kesintiler nedeniyle, küresel petrol ve doğalgaz fiyatlarında ani artış riskini de beraberinde getirdi. Nitekim bölgedeki askerî tırmanış hız kazanırken, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri kısıtlayan adımlar atması ve boğaz çevresinde bazı ticaret gemilerine yönelik saldırılar, ham petrol ve doğalgaz fiyatlarında keskin artışlara yol açtı.
Hürmüz Boğazı’nın önemi
Hürmüz Boğazı, Arap Yarımadası ile İran arasında yer alan ve Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ile Arap Denizi’ne bağlayan dar bir deniz geçididir. Küresel enerji piyasası açısından stratejik bir konuma sahip olan boğaz, Körfez ülkelerinde ve İran’da üretilen petrol ile doğalgazın uluslararası pazarlara sevkinde başlıca ihracat güzergâhlarından biridir. 2025 yılında Hürmüz Boğazı’ndan günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü ile 110 milyar metreküpü aşkın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşınmıştır. Söz konusu veriler, deniz yoluyla gerçekleştirilen küresel petrol ticaretinin yaklaşık %25’ine ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık %20’sine karşılık gelmektedir.[1] Boğazdan geçişin uzun süre kesintiye uğraması halinde petrol ve LNG piyasaları ciddi arz kesintileriyle karşı karşıya kalacaktır. Bununla birlikte enerji arzında yaşanacak sıkıntılar ise dünya ekonomisinde dalgalanmalara yol açabilir. Enerji sektöründe yükselen faturalar, diğer sektörleri de etkileyerek küresel çapta bir enflasyon dalgası oluşturabilir.
ABD-İran Savaşı ve Libya’ya Etkileri
Ortadoğu’da tırmanan gerginliğin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen enerji akışını sekteye uğratması, küresel piyasaları alternatif arz kaynaklarına yönelmeye zorlamaktadır. Bu çerçevede, Akdeniz havzasındaki stratejik konumuyla Libya’nın enerji jeopolitiğindeki rolü yeniden önem kazanmaktadır. OPEC üyesi olan ve Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip Libya, bu kriz ortamından fayda sağlayabilecek ülkelerden biri olarak değerlendirilebilir. Libya perspektifinden bu enerji krizi, hem ülke ekonomisi için kritik bir finansal fırsat hem de küresel enerji arzında yeni bir stratejik açılım potansiyeli taşımaktadır.
Libya, Akdeniz’in güney kıyısında yer alması nedeniyle Avrupa’daki rafineri ve tüketim pazarlarına kısa deniz ulaşım hatları üzerinden erişim sağlayan stratejik bir konuma sahiptir. Libya’nın Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, ülkenin ham petrolünü Avrupa enerji arzı bakımından güçlü bir ikame seçeneği olarak öne çıkarmaktadır. Bu konum, Libya’nın özellikle savaşın yaşandığı yüksek riskli güzergâhlara girmeden Avrupa pazarlarına doğrudan ihracat yapabilmesini mümkün kılmaktadır. Batı yönlü sevkiyatlar Cebelitarık Boğazı üzerinden Atlantik havzasına ulaşabilirken, doğu yönlü sevkiyatlar ise güvenlik koşullarının elverişli olduğu dönemlerde Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattı üzerinden Asya pazarlarına erişebilmektedir. Söz konusu güzergâhların çeşitliliği, Libya ham petrolünün başlıca talep merkezlerine jeopolitik riskleri görece az olan alternatif rotalarla ulaştırılabilmesini mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda krizin sürmesi halinde Libya menşeli ham petrole ve doğalgaza talebin yükselmesi muhtemeldir.
Diğer taraftan Libya ham petrolü, uluslararası referans fiyatlar esas alınarak ve kalite, teslim noktası ile piyasa koşullarına bağlı fiyat farkları uygulanarak fiyatlandırılmaktadır. Bu durum, Libya’nın hidrokarbon gelirlerinin küresel arz ve talep koşullarındaki değişimlere yüksek düzeyde duyarlı olmasına yol açmaktadır. Küresel piyasada talebin artması veya arzın daralması halinde, Libya’nın ham petrol ihracatından elde ettiği gelirlerde artış yaşanabilmektedir. Bu hususta Libya ekonomisinin hidrokarbon gelirlerine yüksek bağımlılığı dikkate alındığında, savaşın etkisiyle yükselen petrol ve doğalgaz fiyatları ülkenin mali kapasitesini önemli ölçüde güçlendirebilir. Özellikle küresel petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketlilik, Libya’da süregelen ekonomik baskılar karşısında bütçe üzerinde kısa vadeli bir rahatlama ve döviz gelirlerinde artış sağlayabilir.
Bununla birlikte, Libya’nın bu potansiyel avantajı fiilî bir kazanıma dönüştürmesi, yalnızca sahip olduğu rezervler ve coğrafi konumuyla değil, aynı zamanda üretim istikrarını sürdürebilme kapasitesiyle de doğrudan alakalıdır. Ülkenin stratejik konumunun sağladığı avantaj, Libya enerji kaynaklarını alternatif tedarik arayışındaki aktörler bakımından cazip hâle getirmektedir. Ancak iç siyasi bölünmüşlük ile rakip silahlı grupların enerji altyapısı üzerindeki etkisi nedeniyle üretim sahalarında zaman zaman yaşanan kesintiler, Libya’nın bu fırsatı tam anlamıyla değerlendirmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla ABD-İsrail’in İran saldırıları kaynaklı bölgesel enerji krizinin Libya açısından hem yeni ekonomik fırsatlar hem de mevcut yapısal kırılganlıkları derinleştirebilecek riskler barındırdığı söylenebilir. Buna ek olarak, uzayan bölgesel savaş küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatarak 1970’lerde gözlenen stagflasyona benzer bir sürece yol açabilir. Bununla birlikte, yükselen küresel yakıt ve gıda fiyatları başta Libya olmak üzere ithalata bağımlı Afrika ekonomilerinde enflasyon baskısı yaratabilir. Halihazırda kırılgan bir yapıya sahip olan bu ekonomilerde, yükselen ithalat maliyetleri hane halkı üzerindeki sosyo-ekonomik baskıyı ağırlaştıracaktır.
Vahap Yıldız – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü, Afrika Çalışmaları
[1] “The Middle East and Global Energy Markets: Key Facts on the Strait of Hormuz and Oil and Gas Markets”, IEA https://www.iea.org/topics/the-middle-east-and-global-energy-markets?utm_content=bufferdfeb3&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer



