AnalizOrtadoğuYayınlar

İran-ABD Müzakereleri: Masadan Ne Çıkabilir?

Mustafa Caner - 03.02.2026

İran-ABD heyetleri arasında 6 Şubat’ta görüşmeler olacağının kesinleşmesine rağmen savaş ihtimali hala çok yüksek. İki tarafın anlaşma ihtimali zayıf zira hem tarafların birbirlerinden beklentileri arasında kapanması zor bir mesafe var hem de İsrail gibi üçüncü tarafların anlaşmayı bozma riski çok yüksek. Diğer taraftan İran’ın kendi içinde devreye giren farklı dinamikler de müzakerelerde tutarlı talepler ileri sürülmesinden ne kadar esneyebileceği hususuna kadar genel resmi karmaşıklaştırıyor.

Geçtiğimiz haftalarda ABD, İran’a yönelik muhtemel bir askeri müdahale için gereken altyapıyı hazırlamak adına büyük bir saldırı gücünü Körfez’e kaydırmaya başladı. Donald Trump; geçen yılın sonunda başlayan, yaklaşık üç hafta devam eden ve binlerce kişinin ölümüne sebep olan İran’daki protestoları, askeri müdahale için bir gerekçe olarak kullanma noktasına çok yaklaşmıştı. Ancak iddialara göre Netanyahu’nun da araya girmesiyle bu tercihten uzaklaştı; zira geniş ve kapsamlı bir savaş için gerekli ABD askeri varlığı o dönemde henüz bölgeye tam olarak konuşlanmamıştı. Son günlerde ise bu askeri sevkiyatın yavaş yavaş tamamlandığını görüyoruz.

Diğer taraftan ABD’nin İran’dan; “sıfır zenginleştirme”, %60’ın üzerinde zenginleştirilmiş 400 kilogramlık uranyumun teslim edilmesi, balistik füze programına sınır konulması ve özellikle bölgedeki Hizbullah, Haşdi Şabi, Hamas ve Ensarullah gibi silahlı gruplarla olan ilişkileri başta olmak üzere bölgesel faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi taleplerinin, İran yönetimi açısından kabul edilemez bulunduğunu biliyoruz. İran tarafı, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını müzakerelerin başlamasına engel bir tehdit unsuru olarak kabul ettiğini, ayrıca nükleer konu dışında herhangi bir meselenin müzakere masasına getirilemeyeceğini ifade etti.

İran Dini Lideri Hamaney’in ABD ile müzakerelere ne kadar mesafeli olduğu bilinen bir gerçektir. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ABD ile doğrudan görüşmeler yapması için Dışişleri Bakanı Abbas Irakçı’yı görevlendirse ve İran Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki müzakere ekibi bir anlaşma yolu arasa da İran içerisindeki “şahin” kanat, bu tür girişimleri bir aldatmaca olarak görmeye devam ediyor. Bu grup; son protesto dalgasını, 12 Gün Savaşı’nı ve son günlerdeki ABD askeri yığınağını, İran rejimini ortadan kaldırmaya yönelik büyük bir planın parçaları olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla, geçtiğimiz yılın Haziran ayında yaşanan savaşın yine İran-ABD müzakereleri sürerken başlatılmasını örnek göstererek, yeni bir müzakere sürecinin aslında yeni bir saldırı için yanıltmaca olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca Ali Şemhani gibi bu kanadın önemli isimleri, İran’ın nükleer faaliyetlerinde kesinlikle bir kısıtlamaya gitmeyeceğini ve zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmeyeceğini açıkça ilan ettiler. Şu anda İran’da iki farklı ses yükseliyor: Bir taraf anlaşmayı mümkün görürken, diğer taraf bunun bir tuzak olduğunu savunarak hem iç hem de dış kamuoyuna karşı sert bir duruş sergiliyor.

Bütün bu gelişmelerin yanı sıra İsrail’in, olası bir ABD-İran anlaşmasını sabote etmek ve iki ülkeyi askeri olarak karşı karşıya getirmek için uzun süredir çalıştığı biliniyor. 6 Şubat’ta gerçekleşecek görüşmelerde Jared Kushner’in de yer alacak olması, İsrail’in müzakereler üzerindeki doğrudan etkisini kanıtlar niteliktedir. Ayrıca Steve Witkoff, Tel Aviv ile sürekli irtibat halinde hareket ediyor. ABD’nin olası bir askeri müdahale hazırlığında İsrail ile sürekli koordinasyon halinde olması, bu iki aktörü İran karşısındaki pozisyonlarında birbirinden ayırmayı imkansız kılıyor.

Bölge ülkeleri ise gerilimi düşürmek adına devreye girmiş durumda. Özellikle Türkiye’nin diplomatik faaliyetleri bu doğrultuda belirleyici oldu. Türkiye, her iki taraf ile iletişimi güçlü olan bir aktör. Ayrıca muhtemel bir ABD-İran savaşından doğrudan etkilenecek durumda bulunuyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, müzakere sürecini kolaylaştırmak adına tedrici bir müzakere yöntemini önerdi. Evvela nükleer dosyaya odaklanılması, diğer meselelerin ise ilk etabın başarıyla tamamlanmasının ardından ele alınması yöntemini ileri sürdü. Geçtiğimiz günlerde İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin “müzakerelerde yapısal ilerleme var” minvalindeki açıklamaları ise anlaşma beklentisini yükselten bir gelişme oldu.

Ancak 3 Şubat’ta gerçekleşen bazı hadiseler, yaklaşan müzakereleri riske atma ihtimalini taşıyor. 6 Şubat’ta ABD ile İran arasındaki doğrudan görüşmelerin İstanbul’da gerçekleşeceği duyurulmuştu. Fakat sonradan yayımlanan bazı haberlere göre, bu görüşmenin İstanbul dışında bir yerde, muhtemelen Umman’da olabileceği ihtimali de gündeme geldi. Ayrıca İran’ın yalnızca ABD ile görüşmek istediği, bölge ülkelerini masada istemediği yönünde yeni bilgiler ulaştı. Müzakere formatı ve yerine dair netleşmeyen hususlar ve İran tarafının yeni talepleri, Trump’ın her an fikrini değiştirmesiyle sonuçlanabilir. Öte yandan Körfez’de bulunan USS Abraham Lincoln gemisine yaklaşan bir İran dronunun düşürülmesi ve İran donanmasına ait hücum botlarının bir ABD petrol gemisine el koyma girişimi gibi olaylar, müzakere ihtimalini zayıflatırken savaş riskini artırmaktadır.

Genel tabloyu ele aldığımızda; ABD ve İran arasındaki gerilimin önümüzdeki günlerde de süreceği, müzakerelerden kapsamlı ve anlamlı bir sonuç çıkmasının pek mümkün olmadığı ve bölge ülkelerinin tansiyonu düşürmek için diplomatik çabalarına devam edeceği anlaşılmaktadır.

Mustafa Caner – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Ortadoğu Afrika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin