AfrikaAnalizYayınlar

Pikaplar ve Dronlar: Sahel’de Savaşı Kim Finanse Ediyor?

Orta Doğu’da ya da Sahel kuşağında bir çatışma haberi duyduğumuzda gözümüzde canlanan ilk imgelerin başında, kasasına ağır makineli tüfekler yerleştirilmiş pikaplar gelir. Çöl yollarında hızla ilerleyen, kimi zaman bir devlet ordusunun konvoyuna, kimi zaman bir milis grubunun baskınına eşlik eden bu araçlar, modern savaşların en tanıdık görüntülerinden biridir.

25 Nisan 2026 sabahı Mali’den gelen görüntüler de bu hafızayı bir kez daha tazeledi. El-Kaide bağlantılı JNIM ile Azavad bağımsızlığını savunan FLA güçlerinin düzenlediği eşgüdümlü saldırılar, bu çöl süvarilerini yeniden dünya gündemine taşıdı.

Fakat elbette bu coğrafyada kazanılan hiçbir “zafer”, sadece kasasına biksi yerleştirilmiş arazi araçlarıyla gelmiyor. Dolayısıyla bugün Sahel’de savaşı kimin finanse ettiğini ve yönlendirdiğini sormadan önce, bu araçların ilk defa kim tarafından ve hangi bağlamda düzensiz harbin en ikonik savaş makinelerine dönüştürüldüğüne bakmakta fayda var.

1986-1987 Libya/Çad Savaşı, Nam-ı Diğer Toyota Harbi

1980’lerin ikinci yarısında Sahra’nın kalbindeki krizin merkezinde, Çad-Libya sınırındaki Aouzou Şeridi yer alıyordu. Yaklaşık 114 bin kilometrekarelik bu çöl arazisi, sömürge döneminden miras kalan ve cetvelle çizilmiş belirsiz sınırların yükünü taşıyordu. Muammer Kaddafi yönetimindeki Libya bu bölgeyi tarihsel bir hak olarak görüyor, Çad ise bu iddiayı ulusal egemenliğine yönelmiş doğrudan bir tehdit kabul ediyordu.

Savaş başladığında güç dengesi, kâğıt üzerinde Libya’nın mutlak üstünlüğüne işaret ediyordu. Libya ordusu, Sovyet ekolüyle donatılmış çelikten bir yumruk gibiydi. Kaddafi yönetimi, yaklaşık 8.000 asker, T-55 tankları, zırhlı personel taşıyıcıları, topçu unsurları ve uçan tank olarak nam salmış Mi-24 helikopterleriyle Aouzou Şeridi’ni kontrol altında tutuyordu. Karşısında ise araziyi daha iyi tanıyan, fakat teknolojik imkânları sınırlı olan Çad Ulusal Silahlı Kuvvetleri vardı.

Ancak 1987 yılına gelindiğinde, Fransa’nın Opération Épervier kapsamında sağladığı istihbarat, silah ve hava desteği savaşın seyrini kısa sürede Çad lehine değiştirdi. Fransa, Batı blokunun çıkarlarını korumak ve Libya’nın Sahra altındaki etkisini kırmak adına Çad hükümetinin arkasındaki en kritik aktördü. Zira bu yıllar, Soğuk Savaş rekabetinin yerel çatışmalar üzerinden vekâlet savaşlarına dönüştüğü bir dönemdi.

2 Ocak 1987’deki Fada Muharebesi, bu değişimin miladı oldu. Fransız Hava Kuvvetleri, Libya uçuşlarını baskılamış ve Kaddafi kuvvetlerinin hava üstünlüğünü büyük ölçüde nötralize etmişti. Bunun yanında Fransa tarafından sağlanan yüzlerce Toyota pikap ve her biri bir tankı yaklaşık iki kilometre mesafeden imha edebilen MILAN tanksavar füzeleri, sahadaki denklemi Libya aleyhine çeviren ana faktörler arasında yer aldı. Hatta bugün Libya siyasetinin en etkili figürlerinden biri olan Halife Hafter de o dönemde Çad güçlerine esir düşen isimler arasındaydı.

Tarihler Eylül 1987’yi gösterdiğinde Çad birlikleri, cüretkâr bir baskınla Libya sınırının yaklaşık 100 kilometre içine sızarak Maaten al-Sarra Hava Üssü’ne saldırdı. Libya hava gücüne ait çok sayıda uçak, mühimmat ve askerî unsur daha havalanamadan imha edildi. Fransız komutasında gerçekleştirilen bu baskın, Libya’nın bölgedeki hava üstünlüğünü sarsan ve Kaddafi’yi diplomatik masaya zorlayan en kritik hamlelerden biri oldu.

1986-87 yılları arasındaki Çad-Libya savaşı bugün “Toyota Harbi” olarak anılıyor. Fransız desteğiyle ülkeye getirilen ve kasalarına ağır makineli tüfekler ile tanksavar füzeleri entegre edilen bu düşük maliyetli kamyonetler, milyon dolarlık T-55 tanklarını yüzlerce metre öteden imha edebilen hareketli savaş makinelerine dönüştürülmüştü. Libya’nın ağır Sovyet tankları kuma gömülüp statik hedeflere dönüşürken, geniş lastikli hafif Toyotalar çöl yüzeyinde adeta yüzüyordu. Hatta askerî raporlara da yansıyan bir rivayete göre, Çadlı askerler Libya mayın tarlalarından saatte 100 kilometrenin üzerine çıkarak geçiyor; o denli hızlı ilerliyorlardı ki, tekerlek anti-tank mayınının üzerinden geçtiğinde fünye tetiklense bile patlama gerçekleştiğinde pikap çoktan etki alanının dışına çıkmış oluyordu.

Modern savaş literatüründe technical olarak anılan bu araçların asıl gücü zırhlarında değil, hızlarında ve basitliklerindeydi. Bir tank bozulduğunda uzman mühendis ekibi, ağır bakım altyapısı ve karmaşık bir parça tedarik zinciri gerekirken, bir Toyota bozulduğunda çoğu zaman temel teknik bilgi, sınırlı ekipman ve biraz yaratıcılık yeterli oluyordu.

Ancak elbette savaşı tek başına kazandıran unsur bu araçlar değildi. Zira Libya’nın hava üstünlüğünün Fransız desteğiyle baskılanması, sağladığı MILAN tanksavar füzeleri, istihbarat akışı ve Paris’in siyasi-askerî güvencesi olmadan bu sonuca varılamazdı. Bu nedenle Toyota Harbi, yalnızca hafif araçların ağır tankları yendiği bir hikâye olarak değil, dış destekle birleşen asimetrik savaşın nasıl sonuç değiştirebildiğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak da tarihte yerini aldı.

Popüler kültürde “terör kasa pikap” olarak yer eden Totoya Hilux ve benzeri araçlar, dayanıklılıkları, düşük maliyetleri ve kolay silahlandırılabilir yapıları sayesinde Orta Doğu’dan Sahel’e uzanan birçok çatışma hattının değişmez unsuru hâline geldi. 1980’lerde ilk kez Çad çöllerinde ağır tanklara karşı hız, sadelik ve coğrafya avantajıyla sahneye bu araçlar, bugün Mali’de yeniden karşımıza çıkıyor.

Peki, bugün ülkenin güneyine yönelen pikap ve drone’ları isyancı ittifak tek başına mı komuta ediyor?

Düşmanımın Düşmanı

25 Nisan 2026 sabahı Mali, son yılların en geniş çaplı saldırı dalgalarından biriyle sarsıldı. Bamako çevresinden ülkenin iç ve kuzey bölgelerine kadar uzanan birçok askerî nokta, sabahın erken saatlerinde hedef alındı.

En ağır darbe, rejim güvenliğinin kalbi sayılan Kati’de yaşandı. Savunma Bakanı Sadio Camara, sabah saat 05:20 sularında konutuna düzenlenen intihar saldırısında hayatını kaybetti. Saldırı dalgasının Mali hükümeti açısından bir diğer yıkıcı sonucu ise Azavad bağımsızlık fikrinin sembolik başkenti sayılan Kidal’in yeniden silahlı grupların kontrolüne geçmesi oldu.

Kısa süre içinde gelen açıklamalar, saldırıların yalnızca ölçeğini değil, siyasi anlamını da değiştirdi. Eylemleri, El-Kaide bağlantılı JNIM ile Tuareg ağırlıklı Azavad bağımsızlıkçı hareketi FLA birlikte üstlendi.

Bu ortaklığı çarpıcı kılan şey, iki yapının temsil ettiği ideolojik mesafeydi. Bir yanda küresel cihad ağının Sahel’deki en etkili uzantılarından biri olan cihadi selefi JNIM, diğer yanda kuzey Mali’de etnik, tarihsel ve bölgesel bir bağımsızlık iddiası taşıyan Tuareg ağırlıklı FLA vardı. Ancak sahada ideolojik sınırlar, ortak düşmanların gölgesinde esniyordu. İki yapı da Bamako yönetimine, AES ittifakına ve Rusya hattına karşı aynı cephede buluşmuştu.

Bu yakınlaşmanın daha derin bir tarihsel zemini de vardı. Her iki yapının lider kadrolarında, geçmişte Libya’da Kaddafi saflarında savaşmış isimler bulunuyordu. Yani bugün Mali savaşını şekillendiren aktörlerin bir kısmı, Soğuk Savaş sonrası Sahra jeopolitiğinin eski cephelerinden miras kalan ağların içinden çıkmıştı. Ancak bu kez çok daha geniş ittifakların ve başka vekâlet ilişkilerinin içinde…

Azavad hareketi ile cihadi selefi yapılar arasındaki temas, aynı zamanda derin bir tarihsel hayal kırıklığının mirasını taşıyordu. 6 Nisan 2012’de ilan edilen Azavad bağımsızlığı, Tuareg milliyetçiliği açısından bir zirve noktasıydı. Ancak bu zafer kısa sürdü. Seküler-milliyetçi Azavad hareketi, kısa süre içinde (bugün JNIM çatısı altında birleşen) Ensar Dine, AQIM ve MUJAO gibi cihadi selefi grupların askerî ve ideolojik baskısı altında kaldı.

Bu dönemin en önemli eşiği, Mayıs 2012’de dönemin bağımsızlıkçı Azavad hareketi MNLA ile Ensar Dine arasında denenen birleşik İslam devleti kurma girişimiydi. Girişim, hem uluslararası kamuoyunda hem de MNLA içinde tepkiyle karşılandı. Çünkü MNLA’nın laik-milliyetçi çizgisi ile Ensar Dine’in şeriat temelli ideolojisi arasında yapısal bir uyumsuzluk vardı. Ensar Dine lideri Iyad Ag Ghaly, geçmiş Tuareg isyanlarının önde gelen figürlerinden biri olsa da bu dönemde cihadi selefi hatta yönelmişti. Dolayısıyla ortak etnik ve bölgesel arka plan, o gün için ideolojik ayrışmayı aşmaya yetmemişti.

2024 yılı, bu kırılgan ilişkinin yeniden test edildiği bir dönem oldu. Özellikle Moritanya sınırındaki stratejik Wagadou Ormanı, her iki yapı için de hayati bir sığınak ve geçiş güzergâhıydı. 5 Nisan’da Azavad konvoyunun JNIM tarafından pusuya düşürülmesi gerilimi tırmandırdı. Buna rağmen Tuareglerin önemli isimlerinden Alghabass Ag Intalla’nın girişimiyle taraflar yeni bir saldırmazlık düzeni müzakere etti.

Bu düzen, Mali ordusu ve Wagner faaliyetlerine karşı istihbarat paylaşımı, karşılıklı geçiş hakkı ve çatışmasızlık gibi başlıkları kapsıyor ancak ortak askerî operasyonu dışarıda bırakıyordu.

Nisan 2026’nın son günlerinde başlayan eşzamanlı ve eşgüdümlü saldırılar ise bu ilişkiyi yeni bir aşamaya taşıdı. JNIM ile FLA arasındaki temas, artık yalnızca istihbarat paylaşımı ya da taktiksel çatışmasızlıkla sınırlı değildi.

Mali’de Savaşı Kim Finanse Ediyor?

1987 Toyota Harbi’nde, Çad’ın Libya karşısında kazandığı üstünlükte Toyota’ların hızı ve dayanıklılığının ötesinde asıl belirleyici olan unsur, Fransa’nın sağladığı istihbarat, hava desteği ve stratejik akıldı. Paris, kendi çıkarları ve müttefiklerinin bölgesel ajandaları doğrultusunda, Kaddafi’nin Sahra altındaki etkisini sınırlamak için Çad’ın arkasında konumlanmıştı.

Bugün ise Mali yönetiminin Rusya hattıyla kurduğu açık ittifaka karşı isyancıların arkasında kimlerin olduğu sorusu, Sahel denklemindeki en kritik belirsizliklerden biri olmayı sürdürüyor. Nitekim bu konuda “bağımsız” ve teyit edilmiş kaynaklar sınırlı.

Mali’ye göre FLA ve JNIM; Fransa, Ukrayna, Cezayir ve Moritanya’nın kesişen çıkarlarından yararlanan daha geniş bir istikrarsızlaştırma koalisyonu içinde konumlanıyor. Bu anlatıya göre Fransa, Mali-Nijer-Burkina Faso hattında şekillenen Batı karşıtı ittifakı zayıflatmak; Ukrayna, Rusya’ya karşı Sahel’de dolaylı bir cephe açmak; Cezayir ise kuzey Mali üzerindeki tarihsel nüfuzunu korumak istiyor. Moritanya’nın da bölgesel dengeler nedeniyle bu yapılar için dolaylı bir hareket alanı sağladığı ileri sürülüyor.

Rus kaynakları ise tabloyu daha askerî-teknik bir çerçevede yorumluyor. Bu anlatıya göre FLA ve JNIM unsurları, drone ve FPV kamikazeleri kullanımı, keşif-gözetleme, hedef tespiti ve hassas saldırı teknikleri konusunda Ukrayna askerî istihbaratından eğitim aldı. Örgütün 2025 boyunca sergilediği teknolojik sıçrama da Rusya’ya karşı savaşın Sahel’e taşınmasının bir uzantısı olarak okunuyor.

Ancak tüm bu iddiaların ortasında, eldeki en somut işaret Temmuz 2024’te Wagner ve Mali ordusunun ağır kayıplar verdiği Tinzaouaten pususunun ardından Ukrayna Askerî İstihbarat Sözcüsü Andriy Yusov’un şu itirafı:

“Повстанці отримали необхідну інформацію і не лише інформацію, яка дозволила провести успішну воєнну операцію проти російських воєнних злочинців. Про деталі ми безумовно не будемо наразі говорити, продовження буде.”

“İsyancılar, Rus savaş suçlularına karşı başarılı bir askeri operasyon yürütmelerini sağlayan gerekli bilgileri, yalnızca bilgiyi de değil, aldılar. Ayrıntılar hakkında şu aşamada elbette konuşmayacağız; devamı gelecek.”

Muhammed Yasir Bodur – Ortadoğu Enstitüsü, Afrika Çalışmaları

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Ortadoğu Afrika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin