
Dünya, İran ile ABD arasındaki ateşkes görüşmelerine kilitlenmiş, gözler Pakistan’a çevrilmişken sosyal medyaya düşen tuhaf paylaşımlar dikkatleri bir anda Uganda’ya çekti. Devlet başkanı olan babası tarafından pek çok defa kulağı çekilen Genelkurmay Başkanı Muhoozi Kainerugaba peş peşe attığı postlarla bir yandan İran’ı tehdit ediyor, diğer yandan Türkiye’ye şantaj yapıyordu.
Bu konular üzerine biraz mesaimiz varsa, bu pervasız çıkışların ardında alkol oranı %60’ı bulan Uganda içkisi Waragi’nin (hatta belki metanol zehirlenmesinin) etkisini hemen sezebiliriz. Şayet değilse, daha fena…
İşin magazin tarafı hakikati gölgede bırakıyor çoğu zaman. Biz de bu hataya daha fazla saplanmadan konuya girelim.
ABD ve İsrail’in İran’a dayattığı savaşa dair kıtadan başka sesler de yükseldi. Üstelik oldukça ayık, bilinçli ve stratejik. Afrika’nın başka bir köşesinden, Burkina Faso’dan örneğin.
Lider İbrahim Traoré’nin ABD ve İsrail saldırganlığına karşı takındığı net tutum ve İran’a verdiği desteğin ardından 40 yıl öncesine ait bir fotoğraf yeniden dolaşıma girdi. Aynı koltuğun bir ucunda Burkina Faso’nun kurucu lideri Thomas Sankara, diğer ucunda ise dönemin İran Cumhurbaşkanı Ali Hamaney.
Fotoğrafın nerede çekildiğine dair iki farklı rivayet var. Kimi kaynaklar 1986 yılının Haziran ayındaki Tahran’da, kimileri ise Eylül 1986’da Zimbabve’de düzenlenen 8. Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi’nde çekildiğini söylüyor.
Mekânın neresi olduğu pek önemli değil. Önemli olan, 40 yıl sonra bugün, o iki lideri aynı kadrajda buluşturan anti-emperyalist paydanın, haleflerini de bir araya getiriyor olması. Nitekim Sankara’nın “Onurlu İnsanlar Ülkesi” ufkunu devralan İbrahim Traoré, halef Hamaney’e desteğini esirgemekten geri durmuyor.
Soğuk Savaş’ın Gölgesinde Harare Zirvesi
Zimbabve’de düzenlenen 8. Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi, üçüncü dünya ülkelerinin iki kutuplu küresel siyaset cenderesi ile sömürge sonrası borç sarmalı arasında sınandığı en kritik dönemeçlerden biriydi.
Nitekim Bağlantısızlar Hareketi, Washington’un liberal hegemonyası ile Moskova’nın demir yumruğu arasında ezilmeyi reddeden, Cezayir’den Vietnam’a, Yugoslavya’dan Gana’ya uzanan geniş bir coğrafyanın kolektif irade beyanı olarak küresel siyaset sahnesine çıkmıştı.
Eylül 1986’daki bu zirvenin başkent Harare’de düzenleniyor olması, aynı zamanda bilinçli bir meydan okumaydı. O günlerde Apartheid rejimi altındaki Güney Afrika, paramiliter mangalarla bağımsızlık hareketlerini vahşice bastırıyor, liderlerini tecrit ediyordu. Sınırın hemen yanı başında yer alan bu kent de özgürlük mücadelesinin kalesi olan Cephe Ülkeleri’nin en önemli merkezlerinden biriydi.
Zirve sonunda Robert Mugabe’nin liderliği Rajiv Gandhi’den devralmasıyla, hareket yeni bir kıtalar arası bayrak değişimine sahne oldu. Bu, Bağlantısızlar’ın odağının Asya’dan, bağımsızlık mücadelesinin kalbi olan Afrika’ya kayışını da gösteriyordu.
Emperyalizmin Terzilerine Karşı
Harare Zirvesi’ndeki yoğun diplomasi trafiği içinde deklanşöre basıldığı anlardan birinde, kadraja diplomatik şıklığın kurallarını ihlal eden iki lider takıldı: Thomas Sankara ve Ali Hamaney.
İthal Fransız kumaşlarını sömürgeci zihniyetin üniforması olarak gören Sankara, Burkina Faso’nun yerel tezgahlarında dokunan pamuklu kumaştan, yani Faso Dan Fani’den dikilmiş askeri üniforması kuşanmıştı. Sankara nezdinde bu kumaş, sıradan bir tekstil ürünü olmanın çok ötesinde, politik bir beyandı. Afrika’yı hammadde ihracatçısı ve mamul mal ithalatçısı konumuna hapseden Fransız yeni-sömürgeciliğinin ekonomik prangalarını kırma girişimiydi. Kendi halkının emeğiyle dokunan bu giysi, sömürgeci terzilerin biçtiği rolleri reddeden bir iktisadi istiklali imliyordu.
Hemen yanındaki Ali Hamaney ise devrim sonrası İran’ın kültürel ve dini kimliğini yansıtan ulema cübbesi ve sarığıyla oturuyordu. Onun bu tercihi, Pehlevi rejiminin on yıllar boyu modernleşme dayatması olarak uyguladığı Batılılaşma projesine ve bu projenin yarattığı, “Gharbzadegi” (Batı sarhoşluğu) olarak kavramsallaştırılan kültürel yabancılaşmaya karşı bir duruştu.
Bu fotoğraf, farklı ideolojik ufuklara baksalar da aynı küresel sömürü düzenine ve dayatılan modernlik tanımına itiraz eden iki ayrı dünyanın, kendi kaderini tayin etme arzusunun en çarpıcı hülasasıydı.
Afrika’nın Che Guevara’sı
Eski sömürgeci güçlerin ülkesine yakıştırdığı “Yukarı Volta” ismini “Burkina Faso” (Onurlu İnsanlar Ülkesi) olarak değiştiren genç yüzbaşı Thomas Sankara, Bağlantısızlar Hareketi’nin en cesur ve tavizsiz seslerinden biriydi. Onun için bu isim değişikliği, zihinsel dekolonizasyonun ilk ve en hayati adımıydı.
Sankara’nın perspektifinde 1980’lerin dünyası, sömürgeciliğin kaba bir askeri işgalden sofistike bir finansal tahakküme evrildiği bir dönemdi. Ona göre artık sınırları aşan tanklara gerek yoktu. IMF reçeteleri, Dünya Bankası’nın yapısal uyum programları ve yardım ambalajıyla sunulan paketler, post-kolonyal dönemin yeni prangalarıydı. Sankara, dış borcu teknik bir mali yükümlülük değil, ulus-devletlerin egemenliğini ipotek altına alan bir siyasi teslimiyet belgesi olarak görüyordu.
Harare’deki kürsüden dış borçların reddi fikrini haykıran Sankara, bu radikal anti-emperyalist manifestoyu Temmuz 1987’de Addis Ababa’da zirveye taşıyacaktı. “Eğer biz borcu ödersek halkımız açlıktan ölecek, ama ödemezsek bankacılar ölmeyecek. Öyleyse neden ödeyelim?” diyerek üçüncü dünyayı ortak bir cephe kurmaya, eski sömürgecilere meydan okumaya çağırıyordu.
Na Şarki Na Garbi
Ali Hamaney, Soğuk Savaş’ın iki büyük ideolojik kutbuna da kapıyı kapatan “Ne Doğu Ne Batı” prensibinin siyasi otoritesi olarak Harare’deydi. Dönemin Cumhurbaşkanı sıfatıyla kürsüye çıkan Hamaney, omuzlarında oldukça ağır bir jeopolitik yük taşıyordu. Zira o tarihte İran, Batı blokunun, bölgesel güçlerin ve hatta Sovyetler Birliği’nin Saddam Hüseyin’i askeri ve lojistik açıdan desteklediği, sekizinci yılına giren yıpratıcı bir savaşın içindeydi. Dahası Tahran yönetimi, ağır silah ambargoları ve keskin bir diplomatik tecrit altındaydı.
Hamaney ve beraberindeki İran heyeti için Bağlantısızlar Hareketi, Batı’nın ördüğü bu diplomatik ve ekonomik duvarı aşmak, devrimin siyasal vizyonunu anti-emperyalist bir blokla genişletmek adına hayati bir manevra alanı sunuyordu. Harare’deki bu temaslar, İran’ın Afrika kıtasıyla kuracağı stratejilerin ilk tohumlarıydı.
Suikast
Bu fotoğraftan bir yıl sonra, 15 Ekim 1987’de Thomas Sankara, Fransa’nın kıta üzerindeki nüfuzunu korumaya matuf yeni-sömürgeci şebekesi Françafrique tarafından konsolide edilen ve en yakın silah arkadaşı Blaise Compaoré’nin öncülük ettiği kanlı bir askeri darbeyle katledildi.
Dış borcu reddeden, yerel üretimi teşvik eden ve Afrika’nın kendi öz kaynaklarıyla ayağa kalkabileceğini savunan “Onurlu İnsanlar Ülkesi” tahayyülü, küresel sistemin sınırlarını zorlayan bir anomali olarak görülerek acımasızca yarıda kesildi. Sankara’nın ölümü, sömürgeci terzilerin biçtiği elbiseyi giymeyi reddedenler için sistemin ne kadar hızlı bir imha mekanizması işletebileceğinin trajik bir kanıtıydı.
Öte yandan Ali Hamaney, Harare’den döndükten üç yıl sonra, 1989’da Ayetullah Humeyni’nin vefatının ardından İran’ın en üst düzeyi dini ve siyasi mercii olan Rehberlik makamına oturdu. 28 Şubat 2026’da Tahran’da konutuna düzenlenen ABD-İsrail ortak hava saldırısında kızı, damadı, torunu ve gelini ile birlikte katledildi.
40 yıl önce çekilen o fotoğraf, emperyalizme karşı sergilenen ortak bir duruşun belgesiydi. Farklı coğrafyalardan ve siyasi geleneklerden gelseler de hem Sankara hem de Hamaney, küresel sisteme itiraz etmenin bedelini en ağır şekilde, hayatlarıyla ödediler. Bugün ise İbrahim Traoré, “Amerikalıların cezasız kaldığı günler geride kaldı” derken, aynı iradeyi yeniden dünya sahnesine taşıyor.



