AnalizOrtadoğuYayınlar

Washington ve Tahran’dan Sonra Ankara: Irak’ın Kalkınma Rotası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin kısa aralıklarla Washington, Tahran ve Ankara’yı ziyaret etmesi yeni hükümetin dış politika anlayışını göstermesi bakımından önemlidir. Irak için Washington ve Tahran güvenlik, sermaye, tarihsel nüfuz ve Irak iç siyasetindeki gelişmelerle yakından ilgili iki başkenttir. Ankara ise ülkenin dünya pazarlarına açılabileceği en somut, en istikrarlı ve en güvenilir ekonomik güzergâhtır. Bu nedenle Zeydi’nin Washington ve Tahran temaslarından hemen sonra Ankara’ya gelmesi sıradan bir komşuluk ziyareti olarak görülmemelidir. Bu ziyaret, ekonomik kalkınmayı hükümet programının merkezine yerleştiren Bağdat’ın Türkiye’yi yalnızca ticaret ortağı olarak değil Irak’ın üretim, ulaşım ve enerji denkleminde stratejik bir kapı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Ankara’daki görüşmelerin en önemli tarafı imzalanan belgelerin sayısı değil Irak ve Türkiye’nin hangi ihtiyaçlarına cevap verdiğidir. İki ülke arasında eğitim ve akademik iş birliği, gençlik ve spor, sınai mülkiyet, Fişhabur–Ovaköy sınır kapısı üzerinden demiryolu ve karayolu taşımacılığı ve doğal kaynaklar karşılığında Irak’ta ulaştırma altyapısının geliştirilmesi alanlarında beş mutabakat imzalandı. İlk üç belge ilişkilerin toplumsal ve kurumsal tabanını genişletirken son iki belge Irak’ın ekonomik geleceği açısından doğrudan stratejik nitelik taşıyor. Çünkü bu belgeler, Basra’daki Büyük Fav Limanı’nı Irak üzerinden Türkiye sınırına ve oradan Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen Kalkınma Yolu Projesi’nin uygulama aşamasına geçirilmesi için gerekli bağlantıları güçlendiriyor.

Ziyaret ayrıca son yıllarda sağlam zemine oturtulan Irak-Türkiye ilişkilerinin yeni Irak hükümeti tarafından da devam ettirildiğini gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nisan 2024’teki Bağdat ziyaretinde 27 hukuki metin, Mayıs 2025’te yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında ise 11 belge imzalanmıştı. Zeydi’nin göreve geldikten sonraki ilk dış ziyaret rotasında Ankara’ya yer vermesi, Irak devletinin kalkınma planında Türkiye’nin kalıcı bir yer edindiğini düşündürüyor.

Irak uzun yıllardır petrol üreten fakat bu petrolün taşındığı güzergâhlar üzerinde yeterli kontrol kuramayan bir ülkedir. Petrol gelirlerinin çok büyük bölümünün güney limanları ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan ihracata bağlı olması Körfez’deki her askerî gerilimi doğrudan Irak bütçesinin sorunu hâline getiriyor. Limanların kapanması ve tanker trafiğinin aksaması sadece petrol şirketlerini değil, kamu maaşlarından sosyal harcamalara kadar bütün devlet düzenini etkiliyor. Türkiye üzerinden kurulacak karayolu, demiryolu ve boru hattı bağlantıları bu nedenle Bağdat açısından hem ticari kolaylık hem de ekonomik güvenlik aracı anlamı taşımaktadır.

Kalkınma Yolu’nun asıl önemi de burada ortaya çıkıyor. Yaklaşık 1.200 kilometrelik demiryolu ve otoyol ağıyla Fav Limanı’nı Türkiye’ye bağlaması planlanan proje başarılı olması hâlinde yalnızca konteynerleri Basra’dan Türkiye’ye taşımayacak. Güzergâh boyunca yeni sanayi bölgeleri, lojistik merkezler, enerji hatları ve şehirleşme alanları oluşturacaktır. Irak’ın genç nüfusu ve yüksek işsizlik oranı düşünüldüğünde bu dönüşüm, sadece petrol sektöründen oluşan sınırlı istihdam kapasitesine bir alternatif yaratabilir.

Türkiye bu denklemde başka hiçbir komşunun kolayca üstlenemeyeceği bir işleve sahiptir. İran Irak’a enerji, ticaret ve siyasi ağlar üzerinden bağlanıyor, Körfez ülkeleri ise Irak’a sermaye sağlayabiliyor. Fakat Türkiye, Irak’ı kara ve demiryoluyla Avrupa pazarına, Ceyhan üzerinden de Akdeniz’e bağlayabilecek tek doğrudan komşudur. Üstelik iki ülke arasındaki ekonomik zemin sıfırdan kurulmayacaktır. Türkiye ile Irak’ın 2025 yılı ticaret hacmi yaklaşık 17 milyar dolara ulaşmış, Türk şirketleri Irak’ta toplam değeri yaklaşık 40 milyar dolar olan 1000’in üzerinde proje üstlenmiştir. Ankara görüşmelerinde orta vadeli ticaret hedefinin 30 milyar dolar olarak belirlenmesi mevcut ilişkiyi yaklaşık iki katına çıkarma iradesini gösteriyor.

Enerji alanındaki gelişmeler de ziyaretin yalnızca ulaştırma gündemiyle sınırlı olmadığını ortaya koydu. Ankara’daki törende uzun vadeli ve kapsamlı bir enerji anlaşması imzalanmasa da TPAO’nun BP’nin Kerkük faaliyetlerini yürüten şirkette yüzde 15 pay alması Türkiye’yi Irak petrolünün yalnızca alıcısı ve geçiş ülkesi olmaktan çıkarıp üretim ortağı hâline getirebilecek bir adımdır.

Ziyaretten birkaç gün sonra Türkiye ile Irak arasında mevcut petrol boru hattının kullanımını bir yıl daha devam ettirecek ve günlük 750 bin varillik kapasiteyi kapsayan geçici düzenlemenin imzalanması da Ankara temaslarının somut sonuç üretmeye başladığını gösterdi. Daha geniş bir enerji anlaşmasının hazırlanması için zaman kazanılırken Bağdat, işler durumdaki tek petrol ihraç boru hattının kullanımını güvence altına almış oldu. Hattın günde yaklaşık 170 bin varil taşıdığı düşünüldüğünde mevcut kapasitenin artırılması Irak’ın Hürmüz’e bağımlılığını azaltma arayışında önemli bir adım olabilir.

      Beşinci Anlaşmanın sırrı!

Ankara’daki imza töreni aynı zamanda Irak devletinin önündeki asıl engeli de görünür kıldı. Beş anlaşmanın imzalanması beklenirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzalanmayan anlaşmayı fark etmesi ve Zeydi’nin Irak Ulaştırma Bakanı Veheb el-Hasani’ye yönelmesinin ardından kalan belgelerin de imza sürecine alınması iki ülke basınında geniş biçimde tartışıldı. Hasani daha sonra yaşananları teknik ve protokol kaynaklı bir anlaşmazlık olarak açıkladı. Irak Ulaştırma Bakanlığı sözcüsü ise belgenin ziyaret programına eklenmesi konusunda Irak tarafında Dışişleri, Başbakanlık ve Petrol Bakanlığı arasında önceden çözülemeyen bir ihtilaf bulunduğunu söyledi.

Buna karşılık bazı Iraklı ve Türk yorumcular, Bedir Örgütü geçmişi bulunan bakanın İran etkisiyle Kalkınma Yolu anlaşmasını yavaşlatmaya çalıştığını ileri sürdü. Bu iddia net olarak doğrulanamadı ve eldeki bilgiler yaşananları İran’ın kesin bir sabotajı olarak nitelendirmeye yetmiyor. Ancak olayın kendisi yine de önemlidir. Çünkü sorun ister protokol eksikliğinden ister kurumlar arası anlaşmazlıktan ister siyasi etkiden kaynaklanmış olsun Irak’ta stratejik kararların uygulanması sırasında farklı bakanlıkların, partilerin ve dış bağlantılara sahip aktörlerin aynı yönde hareket etmediğini gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında Zeydi hükümetinin ekonomik programının başarısı aslında dışarıda kaç anlaşma imzaladığından önce içeride devlet kararını ne ölçüde uygulayabildiğine bağlı olacaktır.

Ankara’da ekonomi, sahada füze

Ankara ziyaretinden hemen sonra yaşanan Suudi Arabistan-ABD ortak hava saldırıları Zeydi’nin kalkınma diplomasisinin ne kadar kırılgan bir güvenlik ortamında yürütüldüğünü bir kez daha gösterdi. ABD Merkez Komutanlığı, saldırıların İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini ileri sürdüğü gruplara ait lojistik ve silah noktalarını hedef aldığını açıkladı. Irak ve İran kaynaklarına dayanan haberlerde en az 20 Haşdi Şabi mensubunun öldüğü bildirildi. Bağdat, saldırıları egemenlik ihlali olarak kınadı ve Zeydi, 30 Temmuz’da yapılması planlanan Riyad ziyaretini iptal etti. Böylece birkaç gün içinde Ankara’da ulaştırma koridorları ve ekonomik entegrasyon konuşan Irak, yeniden ABD-İran geriliminin askerî sahasına çekildi.

Bu gelişme Ankara ziyaretinin önemini azaltmıyor aksine artırıyor. Çünkü Irak’ın bölgesel askerî rekabetten çıkmasının yolu yalnızca Washington ve Tahran arasında eşit mesafe kurmaktan geçmiyor. Irak’ın ekonomik bağlantılarını geliştirmek suretiyle çatışmanın maliyetini yükselterek ülkeleri kendi sahasında çatışmaktan geri adım attırması gerekiyor. Türkiye ile kurulacak yoğun ticaret, enerji ve ulaştırma ağının Bağdat’a mutlak bir güvenlik garantisi sağlayacağını iddia etmek güçtür. Fakat bu bağlantı Irak’ın istikrarını Türkiye, Avrupa, Körfez ülkeleri ve uluslararası şirketler için daha değerli hâle getirir. Ekonomik karşılıklı bağımlılık tek başına savaşı engellemez ancak Irak’ın yalnızca milisler, askerî üsler ve nüfuz alanları üzerinden görülen bir ülke olmaktan çıkmasına katkı sağlar.

Zeydi’nin ilk dış politika adımlarına bakıldığında Washington’dan yatırım, Tahran’dan siyasi denge ve Ankara’dan ekonomik bağlantı aradığı söylenebilir. Bu üç başkent içerisinde Türkiye’nin farkı Irak’ın coğrafyasını ekonomik avantaja çevirebilecek en uygulanabilir güzergâhı sunmasıdır. Washington’daki milyarlarca dolarlık anlaşmalar sermaye ve teknoloji sağlayabilir. Tahran’la ilişkiler iç istikrar bakımından bütünüyle göz ardı edilemez. Fakat Irak’ın petrol dışı gelir üretmesi, Avrupa’ya açılması, yeni istihdam alanları oluşturması ve Hürmüz’e bağımlılığını azaltması büyük ölçüde kuzeye uzanan hatların işlerlik kazanmasına bağlıdır.

Sonuç olarak Ankara ziyareti, Irak’ın Türkiye’ye yaklaştığını göstermenin ötesinde yeni hükümetin kalkınma anlayışının yönünü ortaya koymuştur. Asıl mesele beş belgenin imzalanmış olması değildir. Asıl mesele Ovaköy’den Fav’a uzanacak hattın, Kerkük’ten Ceyhan’a akacak petrolün ve 30 milyar dolarlık ticaret hedefinin Irak devletini daha güçlü ve daha bağımsız hâle getirip getirmeyeceğidir. Zeydi hükümeti bu projeleri kurumsal reform, şeffaflık ve devlet otoritesiyle destekleyebilirse Türkiye ile ilişkiler Irak’ın dış politikasındaki denge arayışını ekonomik bir stratejiye dönüştürebilir. Aksi hâlde Ankara’da imzalanan belgeler Bağdat’ın yıllardır biriktirdiği fakat uygulayamadığı mutabakatlara eklenmekten öteye geçmeyecektir.

Recep Tayyip Gürler – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu