AnalizOrtadoğuYayınlar

Trump ve Merz’in İran Kavgasında Kim Haklı?

Amerikan Başkanı Donald Trump ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasındaki eleştirel ifadeler giderek sertleşiyor. Aslında Merz ilk zamanlarda Trump’ın en iyi anlaştığı Avrupalı liderler arasında yer alıyordu. Trump’ın 2025 başında Beyaz Saray’da ikinci kez göreve başlamasının ardından Fransa ve İspanya gibi önde gelen Avrupa ülkelerinin liderleri Amerikan Başkanı ile polemiğe sürüklenirken Merz’in Trump ile Haziran 2025’te Beyaz Saray’daki ilk görüşmesi herhangi bir skandal yaşanmadan sonuçlanmıştı. Trump’ın dostça karşılaması ve övgü dolu sözleri Alman medyasında da sevinçle karşılanmıştı. Bu görüşmenin pozitif geçmesinde Merz’in Trump’a yönelik övgüleri, iki ülke arasındaki sorunları dile getirmekten kaçınması ve ABD’yi Almanya için vazgeçilmez bir ortak olarak gördüğünü söylemesi etkili oldu. Ayrıca Trump’ın Alman dedesinin doğum belgesinin kopyasını hediye olarak götüren Merz, Amerikan Başkanını yumuşatmak için elinden geleni yapmıştı.

Bu şekilde olumlu başlayan Trump-Merz ilişkisi, Trump’ın Avrupalı şirketlere yönelik artırdığı gümrük vergilerinin neden olduğu ekonomik zararlara ve tehdit yoluyla Grönland’ı elde etmek istemesine rağmen uzun süre bozulmadı. Zira Merz, Trump’ın bu agresif politikasına karşı temkinli ve sakinleştirici bir politika izlenmesini savunan Avrupalı liderlerin başında geliyordu. Ayrıca Fransa, İspanya ve İngiltere’nin aksine Almanya’nın Merz döneminde de İsrail’in Ortadoğu’daki katliamlarını koşulsuz olarak desteklemeye devam etmesi ve söz konusu ülkeler İsrail’e tepki olarak Filistin devletini tanıdıklarını açıklarken Almanya’nın Filistin’i tanımaya karşı çıkması da Trump’ın Merz’den memnun olması sonucunu doğuruyordu.

Son olarak Merz’in ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları uluslararası hukuka aykırı savaşa destek veren açıklamaları da Trump’ı fazlasıyla memnun etmişti. Geçen yıl yaşanan 12 Gün Savaşı sırasında “Bu, İsrail’in hepimiz için yaptığı pis iştir” sözleriyle İsrail’i destekleyen Alman Başbakanı, bu yıl 28 Şubat’ta başlayan İsrail/ABD saldırısı öncesinde de İran rejiminin değişmesi gerektiğini talep ederek İranlı liderlerle sert bir polemiğe girmiş ve Trump/Netanyahu ikilisinin takdirini almıştı. İran’daki rejimi değiştirme hedefiyle bu ülkeye saldıran ABD ve İsrail’in tavrı konusunda da Merz, bu saldırının uluslararası hukuka uygun olduğunu ileri sürmüştü. Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret eden Alman Başbakanı, ABD ve İsrail’e desteğini açıklarken görüşme sırasında Trump’ın, savaşta ülkelerindeki Amerikan üslerini kullandırmayacaklarını açıklayan İspanya ve İngiltere başbakanlarına yönelik ağır eleştirilerine karşı ise sessiz kalmıştı. Merz’in bu tavrının da Amerikan Başkanını memnun ettiği görülmüştü.

Bu şekilde ABD-İsrail çizgisinde bir İran siyaseti izleyen Alman Başbakanının, işlerin ters gitmeye başlamasıyla birlikte tavrını değiştirip eleştirel açıklamalara yönelmesinin Trump’ı kızdıracağı belliydi. ABD ve İsrail’in İran’da bir rejim değişikliği gerçekleştirmenin zannettikleri kadar kolay olmadığını, aksine Tahran tarafından kapatılan Hürmüz Boğazı’nı açmayı bile beceremediklerini anlamalarıyla Trump-Merz ilişkisinin de bozulmaya başladığı görüldü. Önce Merz’in de Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açmak için İran’a karşı yardım talebini reddeden Avrupalı liderler arasında yer alması Amerikan Başkanını öfkelendirdi. Merz’in bu talebi reddederken “savaşı başlatırken bize mi sordular” şeklindeki tavrı bu öfkenin büyük olmasına yol açtı zira Alman Başbakanı savaş öncesinde yaptığı açıklamalarla “evet, İran’da rejim değişmeli”, “hadi gidin pis işlerimizi yapın” tavrındaydı. Şimdi süreç planlandığı gibi gitmeyince ve savaşın küresel maliyeti her geçen gün artarken Merz’in destek vermekten imtina etmesi Trump’ı rahatsız ediyordu.

Bu noktada her ikisinin de kendi bakış açılarına göre kendilerini haklı gördüğünü ifade etmek gerekir. Merz, “bizim verdiğimiz destek sadece söylem düzeyindeydi, siz bizimle istişare etmeye ihtiyaç duymadan kendinize güvenerek bu savaşa girdiniz, şimdi bizden savaşa katılmamızı istemeyin, bizim zaten Ukrayna’da Rusya’ya karşı bir savaşımız var ve askeri gücümüz yetersiz” yaklaşımıyla kendini haklı görüyor. Trump ise “İran’da rejim değişmeli dediniz, saldırımızın uluslararası hukuka uygun olduğunu söylediniz, o halde neden destek vermiyorsunuz” düşüncesiyle kendinin haklı olduğuna inanıyor.

Bu pozisyon ve anlayış farklılıklarının iki lider arasındaki ilişkileri ve ABD-Almanya ilişkilerini tamir edilmesi zor zararlara sürüklediği görülüyor. Son olarak Alman Başbakanının 27 Nisan’da yaptığı bir konuşmada, “İranlıların tahmin edilenden daha güçlü olması ve Amerikalıların müzakerelerde gerçekten ikna edici bir stratejiye sahip olmamaları nedeniyle ABD’nin İran’a karşı savaşı kısa sürede bitiremeyeceğini” söyleyip “bütün Amerikan ulusunun İran yönetimi tarafından aşağılandığını” ifade etmesi Trump’ı daha fazla öfkelendirdi. Almanya’daki Amerikan askerlerinin çekilmesi tehdidinde bulunan Trump, “ne konuştuğundan haberi olmayan” Merz’in yönettiği “Almanya’nın hem ekonomik hem de diğer açılardan bu kadar kötü durumda olmasının hiç de şaşırtıcı olmadığını” söyledi.

Öfkesi yatışmayan Trump, Alman Başbakanına yönelik eleştirilerini daha da ileri taşıyıp, Ukrayna savaşında şimdiye kadar “tamamen etkisiz” olmakla suçladığı Merz’in “başka meselelere karışmak yerine, ‘mahvolmuş ülkesini’ yeniden düzene sokmaya çalışması gerektiğini” ifade etti. Trump’ın ayrıca “Alman Başbakan, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek için daha fazla zaman ayırmalı” şeklindeki ifadeleri ve ardından Savunma Bakanına Almanya’dan 5 bin asker çekme kararını açıklatması Merz’in bu polemiği daha fazla ileri götürmemesine yol açabilir. Zira Trump ile birlikte ABD’nin Ukrayna’ya ilgisi ve desteği ciddi şekilde azalsa da Washington ve Berlin arasında gerginliğin tırmanması Almanya ve diğer Avrupa ülkelerini Rusya karşısında daha da zor durumda bırakabilir.

Görüldüğü gibi, ABD ve İsrail’in İran’a karşı haksız olarak başlattıkları savaşta hedeflerine ulaşamamaları ve İran’ın direnci Trump’ın en sadık destekçileriyle bile arasının açılmasına yol açıyor. Hürmüz Boğazı’nın daha uzun süre kapalı kalması ABD’nin başka müttefikleriyle ve İsrail ile de ciddi sorunlar yaşamasına neden olabilir.

Kemal İnat – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Ortadoğu Afrika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin