Uzman GörüşleriYayınlar

Uzman Görüşleri: İran Protestoları, ABD’nin Muhtemel Müdahalesi ve Bölge Ülkelerinin Yaklaşımları

17.01.2026

İran’daki protestoların nedenleri nelerdir? Bu protestoları önceki örneklerinden ayıran özellikler var mıdır? İran yönetimi protestolara nasıl tepki vermiştir?

Mustafa Caner

Protestoların temel sebebi, ekonomik durumun giderek kötüleşmesi ve İranlıların ağır ekonomik şartlar altında ciddi bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalmasıdır. Bununla birlikte, son yıllarda İran’da siyasal alanın daralması, uluslararası baskının artması ve çeşitli sosyal sorunlar da protestoların ortaya çıkışında önemli rol oynamıştır.

Bu protestoları önceki dalgalardan ayıran temel unsur, çok kısa bir süre içinde şiddet sarmalına dönüşmeleri ve başlangıçta ekonomik nedenlerle ortaya çıkmış olsalar da hızla sistem ve rejim karşıtı bir nitelik kazanmalarıdır. Ayrıca, diğer protestolardan farklı olarak, tüm toplumu kuşatacak kapsayıcı bir siyasal program ya da somut bir talep seti ortaya koyamamışlardır. Rejimin yıkılması talebi ise, tek başına, toplumun tamamını kapsayan bir talep değildir. Dolayısıyla ekonomik durumdan şikâyetçi olan kesimlerin meşru ekonomik talepleri, şiddetin gölgesinde büyük ölçüde görünmez hâle gelmiştir.

Protestoların sosyolojik tabanına bakıldığında, şu an için elimizde yeterli ve sağlıklı veriler bulunmamaktadır. Ancak demografik açıdan gençlerin protestolarda daha aktif rol oynadığını söylemek mümkündür. Kürt ve Beluç gibi azınlıkların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ise silahlı grupların güvenlik güçleriyle çatışmalara girmesi, protestoların şiddet boyutunun artmasında etkili olmuştur. Belirgin bir liderlik, örgütlü bir yapı ya da tutarlı bir ideolojik çerçeveden söz etmek ise mümkün değildir.

İran yönetimi, interneti ve haber akışını büyük ölçüde kontrol altına alarak, artan şiddet olaylarını güvenlik tehdidi olarak çerçevelemiş ve bu toplumsal hareketliliği sert güvenlik politikalarıyla bastırmayı başarmıştır. İran toplumu protestolara yabancı değildir; dolayısıyla İran güvenlik güçleri ya da yöneticiler açısından alışılmadık bir toplumsal dinamikten söz etmek doğru olmaz.

Ekonomik durumun kötüleşmesinde, ABD yaptırımlarının yanı sıra İran’da uzun süredir yanlış yönetilen ekonomi, zaman zaman açığa çıkan yolsuzluklar, yozlaşma ve kötü yönetim de belirleyici olmuştur. Orta vadede bu protestolar, siyasal dengeleri etkileyecek bir sonuç üretmiştir. Devletin, özellikle 2017’den bu yana neredeyse her iki yılda bir ortaya çıkan ve her seferinde daha şiddetli bir hâl alan bu büyük protesto dalgalarının arkasındaki yapısal nedenleri tespit edip ortadan kaldırması gerekmektedir. Elbette bunun nasıl yapılacağı, başlı başına ayrı bir tartışma konusudur.

İran’a bir ABD ya da İsrail askeri müdahalesini olası görüyor musunuz? Böyle bir müdahale gerçekleşirse bunun İran’a etkileri nasıl olur?

Kemal İnat

Küresel siyasal sistemdeki güç dengesi ve İran’ın iç siyasetindeki dengeler ülkedeki sürecin bundan sonra ne yöne evrileceği konusunda belirleyici olacaktır. Muhtemel bir ABD ve İsrail müdahalesinin etkilerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Öncelikle böyle bir müdahale muhtemel midir sorusuna cevap vermek gerekir. İsrail ve ABD’deki Siyonist aktörlerin İran’ın zayıfladığını düşündükleri bu noktada ABD tarafından gerçekleştirilecek bir askeri müdahaleyi çok arzuladıklarına ve Trump yönetimini böyle bir müdahale için baskıladıklarına kuşku yok. Zira bölgede halen kendileri için en büyük tehdit olarak gördükleri İran’daki rejimi devirmek ya da bu mümkün olmazsa bu ülkeyi kaosa sürüklemek istiyorlar. Bunun için de doğrudan İsrail’in müdahalesi yerine bu işi ABD’ye yaptırmak istiyorlar zira İsrail doğrudan saldırdığı 12 Gün Savaşı’nda kendisi de ciddi hasar aldı. Siyonizmin en büyük projesi olan İsrail’in zarar görmesini istemiyorlar, bu yüzden ABD’yi müdahale etmeye zorluyorlar ve maalesef Amerikan başkanını zorlayacak baskı araçlarına da sahip oldukları görülüyor.

Muhtemel bir Amerikan müdahalesinin İran’daki süreci nasıl etkileyeceği konusuna gelince, küresel siyasal sistemdeki asimetrik güç dağılımı nedeniyle ABD karşısında İran’ın askeri ve ekonomik açıdan çok zayıf kalması, yani İran’ın kendi gücüyle ABD’yi dengeleme kapasitesinden uzak olması ve bu dengeyi sağlayacak düzeyde kendisine destek verecek müttefiklerden de mahrum olması ABD-İsrail ekseninin İran’a ciddi zararlar verebilecek ve rejimi yıkma konusunda başarılı olamasa bile ülkede ciddi kaosa yol açabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor. Ancak İran’ı hedef alacak doğrudan askeri müdahalenin ABD-İsrail ikilisi için bazı maliyetler üretebileceği ve uzun sürebilecek bir mücadeleye evrilme riskini de içinde barındırdığı düşünüldüğünde, siyonistler çok istese de, Trump ve ekibinde Siyonist olmayan aktörlerin böyle bir müdahaleden uzak kalmayı tercih etme ihtimali de söz konusudur. Ya da daha önce olduğu gibi, Trump’ın sınırlı bir saldırı sonrasında geri çekilmesi de söz konusu olabilir.

Bu noktada, bir dış askeri müdahale olması durumunda İran’daki yönetimin direnme kapasitesinin ne düzeyde olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Hem askeri hem de toplumsal destek açısından direnme kapasitesinin ne olduğunu kastediyorum. İran’ın çok uzun süredir ağır yaptırımlara maruz kalması ve bu yaptırım politikalarına karşı etkili savunma mekanizmaları üretememesi her iki açıdan da ülkeyi ciddi şekilde yıpratmış durumda. Yani hem askeri kapasitesi zayıfladı hem de yaptırımların yol açtığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle halkın yönetime karşı duyduğu memnuniyetsizlik giderek yayılmış durumda. Bunların yanında ülkenin Mossad ve CIA gibi etkili istihbarat örgütlerinin yıkıcı faaliyetlerinin hedefi olması yüzünden güvenlik kaygıları çerçevesinde alınan tedbirlerin halkı huzursuz edecek düzeye ulaşmasına da yol açtı. Bu noktada, muhtemel bir dış müdahale karşısında İran halkının nasıl bir tavır göstereceği konusunda kritik soru, bütün bu yıkıcı faaliyetlerin ve İran’ın aldığı güvenlik tedbirlerinin etkilerinin ne düzeyde olduğu sorusudur. Bunlar, özellikle İran’daki rejime destek veren kesimlerde önemli düzeyde bir aşınmaya yol açmışsa dış müdahalenin kaos doğurma ihtimali yüksek olur. Yok eğer İran yönetici elitleri bütün yaptırım, baskı ve saldırılara rağmen kendi ideolojik kitlelerini büyük oranda arkalarında tutmayı başarmışlarsa ABD’nin muhtemel bir saldırısının İran’da köklü bir değişikliğe yol açması söz konusu olmaz. Yine de Siyonist aktörler Amerikan yönetimini böyle bir saldırı gerçekleştirmeye sevk etme konusunda başarılı olurlarsa bu saldırının İran ekonomisine ve halkına vereceği zarar büyük olur.

Körfez ülkelerinin İran’daki protestolara yönelik politikası ne olmuştur?

İsmail Numan Telci

Körfez ülkeleri İran’daki protestoları endişe ile takip etmekte ve olası bir ABD-İsrail müdahalesine karşı da olumsuz bir tutum aldılar. Burada temelde Körfez’in politikası, İran’daki gelişmelerin bölgesel bir istikrarsızlık iklimine dönüşmesinin engellenmesidir. Her ne kadar geçmişte İran ile Körfez’in etkili dış politika aktörleri arasında ayrışan politikalar öne çıktıysa da, gelinen noktada İran’da yaşanabilecek istikrarsızlık ortamının doğuracağı olumsuz etkilerin doğrudan Körfez ülkelerini etkileyecek olması bu anlamda bir rahatsızlığı ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle Körfez ülkelerinin protestolar karşısında herhangi bir resmi tutum almak yerine özellikle istikrarsızlığın derinleşmemesi ve olası bir çatışma ortamının yaşanmaması adına girişimlerde bulunduğu görülmektedir. 13 Ocak’ta New York Times’da yer alan makalede Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın Beyaz Saray’a açık bir uyarıda bulunarak İran’a karşı ABD ya da İsrail’in herhangi bir müdahalesine karşı olduklarını bildirdikleri iddia edilmektedir. Öyle ki Suudi Arabistan’ın böyle bir operasyon olması durumunda kendi askeri üslerini ABD’nin kullanımına açmayacağını ve hava sahasını da kapatacağını bildirdiği rapor edilmiştir.

Bir diğer yandan, belirli Körfez ülkelerinin son yıllarda İran’la giderek daha yoğun bir etkileşim içerisinde oldukları da gözlemlenmektedir. Bu çerçevede hem siyasi hem ekonomik hem de güvenlik ile ilgili gerekçelerle Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın bu anlamda öne çıktığı görülüyor. Çin’in arabuluculuğunda, Umman ve Irak’ın kolaylaştırıcılığında gerçekleşen Suudi Arabistan-İran yakınlaşması bu anlamda oyun değiştirici bir gelişmeydi. Katar ve Umman’ın enerji kaynaklı işbirliklerinin yanında İran’la hem tarihsel hem de kültürel anlamda yakın bir pozisyon sergilemesi bu ülkeleri birçok bölgesel konuda benzer pozisyonlar almaya da itmektedir.

Bu durum kamuoyunun pozisyonunu da yansıtan niteliktedir. Körfez ülkelerinde özellikle sosyal medya kullanıcılarının İran’a karşı olası bir askeri operasyon ihtimaline karşı paylaşımlar yaptıkları görülmüştür. Bazı kullanıcılar İran’ın Körfez’in komşusu olduğunu ve olası bir istikrarsızlığın kendilerini doğrudan etkileme potansiyeli bulunduğunu ifade etmektedirler. Bu noktada özellikle Dubai, Maskat ve Doha gibi Körfez şehirlerinin gerek ticaret gerekse de diğer sosyal etkileşimler aracılığıyla önemli sayıda İran vatandaşlarına ev sahipliği yaptığı da hatırlanmalıdır. İran’daki istikrarsızlığın Hürmüz Boğazı’nın hemen karşı yakasındaki bu şehirlere bir göç dalgası başlatabileceği ve bunun da beklenmedik demografik değişimler doğurma ihtimali olduğu da söylenebilir. Bu çerçevede Körfez ülkeleri, İran’daki gelişmelere dair birçok senaryoyu ihtimal dahilinde tutmaya ve bunlara göre politikalar izlemeye devam etmektedir.

Irak İran’daki protestolara yönelik nasıl bir politika izlemiştir?

Recep Tayyip Gürler

Irak hükümetinin İran’daki protestolar karşısında sessiz fakat temkinli bir politika izlediği görüldü. Başbakan Muhammed Sudani İran’daki olayları doğrudan eleştirmekten kaçınmıştır. Hükümetin genel söylemi son yıllarda olduğu gibi, “Irak’ın istikrarının bölge istikrarına bağlı olduğu” yönündedir. Irak Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamalar da benzer minvalde olup İran’da yaşananların İran’ın iç meselesi olduğu yönündedir. Dışişleri Bakanı Hüseyin, daha önceki benzer krizlerde olduğu gibi, Irak’ın komşularının iç işlerine karışmama ilkesine sadık olduğunu belirtmiş; sınır güvenliğinin artırılması ve kaosun Irak’a sıçramaması için Tahran ile güvenlik işbirliğinin sürdüğünü işaret etmiştir.

Haşdi Şaabi içinde yer alan İran’a yakın gruplar ise beklenildiği gibi Tahran rejiminin yanında konumlanmışlardır. Özellikle Asaib Ehlil Hak, Kataib Hizbullah gibi örgütler hükümetin aksine çok daha net bir şekilde İran rejiminin yanında saf tutmuştur. Milis liderleri, protestoları halkın meşru talepleri olarak değil, “ABD, İsrail ve Batılı güçlerin bir komplosu” (fitne) olarak nitelendirmiştir. Bu gruplar, protestocuları “bozguncu” ve “dış ajan” olarak etiketleyerek, İran İslam Cumhuriyeti’nin bekasının Irak’taki Şii ekseninin de bekası anlamına geldiğini savunmuşlardır. Hatta bazı gruplar, rejimin düşmesi durumunda Irak’ın da kaosa sürükleneceği tezini işleyerek kendi tabanlarını konsolide etmeye çalışmıştır.

Kataib Hizbullah milisleri daha da ileri giderek, ABD’nin İran’a saldırması halinde İran’ı savunmak için harekete geçecekleri uyarısında bulunmuştur. Örgütün lideri yaptığı açıklamada, İran’a yapılacak bir saldırının “söndürülemez bir yangını başlatacağını” belirtmiştir. Bu uyarı, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a askeri müdahaleyi değerlendirdiğini açıklamasının ardından gelmiştir.

Özet olarak söylemek gerekirse Irak’ta devlet aklı (Hükümet), İran ile ekonomik ve güvenlik bağlarını riske atmamak için protestoculara destek vermemiş, “denge” politikasını korumuştur. Buna karşın, devlet dışı veya yarı-resmi silahlı aktörler (Haşdi Şaabi), ideolojik bağlılıkları gereği açıkça İran rejiminin “direniş” söylemine destek vermiş ve gösterileri bir güvenlik tehdidi olarak kodlamıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Ortadoğu Afrika sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin