
Haziran 2025’teki 12 günlük çatışmanın ardından ikinci kez İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısı 28 Şubat’ta başladı. Haziran ayındaki saldırılarda olduğu gibi yine ilk saldırılarda İran devletinin üst düzey sivil yetkilileri ve devrim muhafızlarının farklı düzeydeki isimleri hedef alındı. Sonraki günlerde ise devrim muhafızlarının farklı ülkenin vilayetlerde kullandığı binaların yanı sıra altyapı tesisleri de hedef alınmaya başladı. 7 Mart itibariyle saldırılar ilk haftasını doldururken ortaya çıkardığı ekonomik bilanço da ağırlaşmaya başladı. Devam eden saldırıların sadece İran ekonomisi üzerinde değil bölge ve dünya ekonomisini etkileyen sonuçları söz konusudur.
Yıllardır ABD’nin ağır yaptırımları ile karşı karşıya olan İran ekonomisi özellikle Haziran’daki saldırıların ardından ciddi bir döviz krizine girmiş ve bu nedenle ülkede büyük protestolar yaşanmıştı. 28 Şubat’ta başlayan ve devam edeceği tahmin edilen saldırıların ise İran’ın ekonomisini çok daha kötü etkileyeceğini tahmin etmek zor değil. Buradaki en önemli konu ise İran ekonomisinin ana damarların biri olan petrol gelirlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin etkilenmesiyle birlikte düşecek olmasıdır. Günlük 3,3 milyon varil petrol üreten İran bu petrolün yaklaşık 1,5 milyon varilini ihraç edebiliyordu. Ülkede ciddi bir döviz kıtlığı yaşanırken petrol gelirinin kesilmesi, bu sorunu büyüterek riyalin değerinin daha da düşmesine, enflasyonun yükselmesine ve gündelik hayatı zorlaştırmaya devam edecektir.
Savaşın uzaması ve ABD-İsrail saldırılarının petrol sahalarını hedef almaya devam etmesi ise İran açısından en kötü senaryolar arasındadır. Buna ek olarak ABD ve İsrail’in halkı yönetime karşı protestolara zorlamak için tedarik zincirini etkileyecek saldırılar yapması da ülke ekonomisin tamamen çökmesine neden olabilir. İran halkı yıllardır ağır yaptırımlar nedeniyle ekonomik olarak zorluklar yaşasa da hem ucuz enerji hem de iç talebin belirli bir ekonomik döngüyü sağlaması sayesinde asgari bir yaşam standardını koruyabilmişti. Ancak son askeri operasyonların ekonomiyi petrol gelirlerinden tamamen mahrum etmesi ve enerji altyapısının, tedarik zincirlerini etkileyecek noktaların hedef alınması ekonomiyi tamamen çökertebilir. Bu durumun muhtemel sonuçları arasında, halkın yönetime karşı protestolarının yanı sıra komşu ülkelere yönelik kitlesel bir göç dalgası da bulunmaktadır.
Saldırıların ekonomik etkisinin en çok hissedildiği bölge ülkelerine bakıldığında ise körfez ülkeleri öne çıkmaktadır. İlk günden itibaren iki ateş arasında kalan Kuveyt, BAE, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan, topraklarındaki ABD üsleri nedeniyle İran tarafından hedef alındı. İran’ın çatışmaları yayarak ABD açısından saldırıların maliyetini artırma stratejisinin bir parçası olarak Körfez ülkelerini vurması bu ülkelerin ekonomilerini de doğrudan etkilemektedir. Petrol ve doğalgaza olan bağımlılıklarına rağmen farklı stratejilerle ülkelerinin ekonomilerini çeşitlendirmeye çalışan ve ülkelerini cazibe merkezi haline getiren Katar ve BAE’nin ilk kez bu kadar hedef alınması petrol dışı ekonomiyi de olumsuz etkilemektedir. Örnek vermek gerekirse Dubai uluslararası havalimanı açık ara dünyanın en yoğun havalimanıdır. Keza Doha’da en yoğun on havalimanı arasındadır. Saldırılar nedeniyle hava sahalarının tamamen kapatılması her iki ülkeyi de doğrudan etkilemektedir. BAE için bir diğer kötü haber ise Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin durmasının, dünyanın en yoğun limanlarından biri olan Jebel Ali üzerindeki olası etkileridir. Gelişmiş limanları ve ticaret düzenlemeleri sayesinde petrol dışı ticaret hacmini 1 trilyon dolara çıkaran BAE için bu limanlardaki faaliyetlerin durması ciddi ekonomik kayıplara yol açacaktır. Başta BAE olmak üzere her iki ülkenin de yıllardır bir çekim merkezi olduğu düşünüldüğünde, mevcut çatışma ortamı bu imajlarına da zarar verecektir.
Mevcut durum petrol dışı alanlarda ekonomik dönüşüm hedefleyen Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 planlarını da sekteye uğratmaktadır. Düşük petrol gelirleri sebebiyle kalkınma projelerinde finansman zorlukları yaşayan Riyad için çatışmaların tetiklediği bu istikrarsızlık süreci daha da zorlaştıran bir gelişmedir. Körfez ülkeleri için en kötü durum ise Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durma noktasına gelmesidir. Malaka Boğazı’ndan sonra dünyada en çok petrolün geçtiği boğazın gemi trafiğinin çatışmanın ikinci gününden itibaren durması bu ülkelerin gelirlerini doğrudan düşürecek bir gelişmedir. Her ne kadar yıllardır ticaret fazlaları sayesinde kurdukları fonlarda milyarca dolar sermayeleri olsa da çatışmaların uzaması ve geçişlerin bundan etkilenmesi Körfez ülkelerini ciddi bir likidite sorununa sürükleyebilir. Son olarak körfez ülkelerinin hepsi dünyada en çok (BAE, Kuveyt, Bahreyn ve Katar ilk dört sırada yer alırken Umman ve Suudi Arabistan ise ilk ondadır) yabancı çalışana ihtiyaç duyan ülkeler arasındadır. Ekonominin hemen hemen her alanında çalışan bu yabancıların güvenlik sorunlarının uzaması durumunda bu ülkelerden ayrılmak istemesi de körfez ekonomilerini doğrudan etkileyecektir.
Saldırıların küresel ekonomiye etkisi ise Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişinin durmasından dolayı yaşanmaktadır. Dünya’nın en çok petrol rezervine ve üretimine sahip ülkeler listesine baktığımızda Suudi Arabistan, Irak, İran, Kuveyt ve BAE’yi bu listede ilk sıralarda görürüz. En çok doğalgaz rezervi ve üreten ülkelere baktığımızda ise Katar’ı üst sıralarda görürüz. Bu ülkelerin hepsinin ürettiği petrol ve LNG’nin büyük kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçerek alıcı ülkelere satılmaktadır. Rakamlarla ifade etmek gerekirse dünya petrol ve LNG ticaretinin yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Saldırıların başladığı günden itibaren brent petrolün fiyatı yüzde 27 artarken[1] doğalgaz fiyatlarındaki artış yüzde 50’yi aştı. Buna ek olarak jet yakıtı üretiminde kullanılan petrol türevi ürünler dahil birçok enerji kaynağının fiyatları da bu durumdan etkilendi. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, genel fiyat seviyelerini yukarı çekerken küresel çapta bir enflasyonist dalgayı da tetikleyecektir. Enerjide dışa bağımlı ülkelerin fiyatlar konusundaki hassasiyeti daha yüksek olsa da bu durum küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecektir. Savaşın uzaması ve boğazın uzun süre kapalı kalması ise dünya ekonomisi için en kötü senaryodur.
Abdussamet Pulat – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü
[1] Cathy Bussewitz, Oil and gas prices rapidly rise as Iran war shows no signs of letting up, AFP News https://apnews.com/article/oil-gasoline-iran-war-inflation-1a1b7c3e5fbd735aa87c43ac664501cb



