
Sudan bağımsızlığını kazandığı 1956 yılından itibaren uzun ve yıkıcı iç çatışmalara sahne olmaktadır. Ülkenin, çoğunluğu Arap ve Müslüman olan daha zengin kuzey bölgesi ile daha az gelişmiş güney bölgesi arasındaki çatışma yaklaşık yarım asır boyunca milyonlarca insanı etkileyen kronikleşmiş iç savaş ve istikrarsızlık durumunun temel sebebi olmuştur. Sudan’ın geleceği üzerinde belirleyici olan bu çatışmanın zemininin İngiliz sömürge yönetimi döneminde atıldığını söylemek mümkündür. İngiltere’nin özellikle 1930-1946 döneminde uyguladığı Kapalı Bölge Politikası’nın (Güney Politikası) bir sonucu olarak kuzey ile güney arasında etnik ve dini ayrışmalar derinleşmiştir. Bu derinleşen ayrışmalar II. Dünya Savaşı sonrasında İngiliz sömürge imparatorluğunun dağılma sürecinin bir parçası olarak Londra’nın Sudan’dan çekilme hazırlıkları sırasında belirginleşmiştir. Bağımsızlığa geçiş sürecinin Araplar tarafından yönetilmesi ve güneyin sistematik bir şekilde bu sürecin dışında bırakılmasına bir tepki olarak bağımsızlıktan birkaç ay önce Ağustos 1955’te başlayan gösteriler kısa süre içerisinde bir iç savaşa dönüşmüştür.
Sudan’ın bu ilk iç savaşı her ne kadar 1972’de imzalanan ve güney bölgesine sınırlı bir bölgesel özerklik tanıyan Addis Ababa Anlaşması ile sona ermiş olsa da kaynak paylaşımı, siyasi iktidar ve kültürel tanınma gibi alanlarda taraflar arasında çözüm sağlanamaması yeni bir çatışma ortamına yol açmıştır. Cumhurbaşkanı Cafer Numeyri’nin 1983’te anlaşmayı iptal ederek güneyi eski statüsüne döndürme kararı ise Sudan’ın ikinci iç savaşının başlamasına neden olmuştur. Güney Sudan açısından önemli bir aktöre dönüşecek olan Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin (Sudan People’s Liberation Movement – SPLM) 1983’te kurulması ve iç savaş sürecindeki merkezi rolü güneyin örgütlenme ve kurumsallaşma süreci açısından önemli bir adım olmuştur. Yirmi yılı aşkın süre devam eden Sudan’ın bu ikinci iç savaşı Sudan hükümeti ve SPLM arasında imzalanan Kapsamlı Barış Anlaşması ile Ocak 2005’te sona ererken güneyin Sudan’dan ayrılarak bağımsız olma süreci de belirginleşmiştir. Anlaşma ile birlikte güneye altı yıllık bir özerklik süresi sağlanırken bu dönemin sonunda da bölgenin gelecekteki statüsünü belirleyecek bir referandumun önü açılmıştır. Bu kapsamda Ocak 2011’de gerçekleşen referandum sonucunda ise Güney Sudan bağımsızlığını elde etmiştir.
Sudan, güneydeki çatışma ortamının son yıllarında yeni ve yıkıcı bir iç çatışmaya daha sahne olmuştur. Ülkenin batısındaki Darfur bölgesinde Arap ve Arap olmayan toplumlar arasında onlarca yıldır var olan gerginlik Fur, Zaghava ve Masalit gibi Arap olmayan etnik grupların Darfur’un Hartum yönetimi tarafından sürekli ve sistematik bir şekilde dışlanmasına tepki olarak 2002 yılında hükümetin askeri ve güvenlik kurumlarına saldırıları sonucunda yerini çatışma ortamına bırakmıştır. Sudan ordusunun güneyde devam eden iç savaş nedeniyle odağının bu bölgede olmasından dolayı Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir Darfur’da kontrolü sağlamak için bölgedeki Arap kabilelere yönelmiştir. Bu doğrultuda Hartum yönetimi bölgedeki yaklaşık otuz Arap kabilesi tarafından oluşturulan, Cancavid adı verilen milis güçlerini desteklemeye başlamıştır. Çatışmayı sona erdirmek amacıyla uluslararası arabuluculuk çabalarının de etkisiyle Sudan Hükümeti ile isyancı gruplar arasında 2006’da Abuja Anlaşması, 2011’de Doha Anlaşması ve 2020’de Juba Anlaşması imzalanmıştır. Darfur’da yaşanan bu iç savaşta yüzbinlerce insan ölürken milyonlarca insan ise yerinden edilmiştir.
Darfur’da yaşanan iç savaşın yıkıcı etkilerinin yanı sıra Sudan için bir diğer önemli etkisi de ilerleyen süreçte önemli bir aktöre dönüşecek olan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kuruluşuna giden süreci başlatmasıdır. HDK, Hartum yönetiminin Darfur’un kontrol altına alınmasına yardımcı olan çoğunluğu ortak bir etnik kökene sahip savaşçılardan oluşan Cancavid milislerinden daha fazla yararlanmak amacıyla bu kuvvete kurumsal bir yapı kazandırılması amacının bir sonucu olarak 2013’te kurulmuştur. Cancavid milislerinin önde gelen liderlerinden biri olan ve el-Beşir yönetimi ile de iyi ilişkiler geliştiren Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) de HDK’nin komutanlığına getirilmiştir. HDK’yi kendi rejiminin güvenliği açısından stratejik bir önemde gören el-Beşir’in siyasi ve finansal kaynakları seferber etmesiyle hızla güçlenen HDK Sudan ordusuna entegre çabalarına rağmen bağımsız yapısını korumayı başarmıştır. Sayısı hızla artan üyelerini paralı asker olarak kullanması ve kontrol ettiği altın madenlerinden elde ettiği gelir ile ekonomik gücünün hızla büyümesi de HDK’nin yükselişinde etkili olmuştur.
El-Beşir’in, aylarca süren protestoların ardından Sudan ordusu tarafından gerçekleştirilen bir darbeyle Nisan 2019’da görevden alınması ise ülkeyi yeni bir iç savaşa neden olacak istikrarsızlık ortamına itmiştir. Günümüzde de bütün şiddetiyle devam eden bu iç savaşın ana aktörleri Silahlı Kuvvetler ve HDK’dir. El-Beşir’in devrilme sürecinde iki aktör arasında işbirliği yapılmış, oluşturulan Geçici Egemenlik Konseyi’ne Silahlı Kuvvetler Komutanı Abdulfettah el-Burhan başkanlık yaparken Hemedti ise başkan yardımcısı olmuştur. Bu işbirliği kısa sürerken HDK’nin geleceğine yönelik anlaşmazlık el-Burhan ile Hemedti arasındaki gerilimin temel nedeni olmuştur. El-Burhan, Hemedti’nin hızla büyüyen gücünü kontrol edebilmek amacıyla HDK’yi ordu içerisine entegre etmek isterken Hemedti ise HDK’nin Sudan siyasi yapısı içerisindeki varlığını meşrulaştırmaya çalışmıştır. Taraflar arasındaki artan gerginlik ve iktidar mücadelesi 15 Nisan 2023’de açık bir çatışmaya dönüşerek ülkeyi bir kez daha iç savaşın içine çekmiştir.
Kısa süre içerisinde ülke geneline yayılan çatışmaların ilk yılı HDK’nin askeri üstünlüğüne sahne olurken 2024’te iç savaşın seyrinde değişim yaşanmaya başlamıştır. Sudan ordusunun başkent Hartum’u geri almak için Eylül ayında başlattığı saldırı bu değişimin bir göstergesi olurken bu saldırı sonucunda yaklaşık iki yıl aranın ardından Mart 2025’te şehrin ele geçirilmesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bununla birlikte iç savaş yoğun bir şekilde devam ederken bir diğer önemli kırılma da Darfur bölgesinin önemli şehirlerinden biri olan El-Faşir’in on sekiz ay süren bir kuşatmanın ardından Ekim 2025’te HDK tarafından ele geçirilmesi olmuştur. Şubat 2025’te HDK ve müttefiki yirmi üç diğer grup tarafından paralel bir hükümet kurulmasına yönelik siyasi tüzük imzalanması ve bu doğrultuda iç savaşın yıldönümü olan 15 Nisan’da Barış ve Birlik Hükümeti’nin ilan edilmesi ise Silahlı Kuvvetler ve HDK arasındaki anlaşmazlık ve güç mücadelesinin bir sonucu olarak başlayan iç savaşta ülkenin yeniden bir bölünme yaşayacağı endişelerini gündeme getirmiştir.
Sudan’da devam eden iç savaş birçok bölgesel ve bölge dışı aktörün müdahalelerine de sahne olmaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) HDK’nin en büyük destekçisi konumundadır. Yemen müdahalesi sırasında başlayan Hemedti ile BAE arasındaki yakınlaşma iç savaş sürecinde artarak devam etmiştir. Mısır, Türkiye, İran ve Rusya ise Egemenlik Konseyi’nin önemli destekçilerindendir. İç savaşın ilk aylarında uluslararası destek arayışının bir sonucu olarak Sudan ve İran 2016’da kesilen diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması konusunda Ekim 2023’te anlaşmaya varırken, Rusya ise her ne kadar özellikle Wagner aracılığıyla iç savaşın ilk yılında HDK’nin önemli bir destekçisi olmuş olsa da 2024’ten itibaren Sudan’a yönelik politikasında değişikliğe giderek Egemenlik Konseyi’ni desteklemeye başlamıştır.
Ülkede devam eden iç savaşın geçmiş iç savaşlarla benzerlikleri olduğu kadar farklılıkları da bulunmaktadır. En temel benzerliği toplumsal yıkıcılığıdır. Devam eden iç savaşta da öncekiler gibi ağır insan hakları ihlalleri yaşanmakta, on binlerce insan öldürülmekte ve milyonlarca insan yerinden edilmektedir. Önemli farklılıklardan biri ise çatışmanın nedenlerine yöneliktir. Önceki iç savaşların temel nedeni büyük oranda farklı etnik grupların hakim grubun politikalarından rahatsızlık duyması olmuştur. Mevcut iç savaş ise hakim grup içerisindeki güç mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bir diğer farklılık ise çatışmanın kapsamına ilişkindir. Önceki çatışmalar güney bölgesi ya da Darfur gibi büyük oranda bölgesel nitelikli kalırken mevcut çatışma ülkenin merkezi de dahil olmak üzere büyük kısmında yıkıcı bir etki meydana getirmiştir. Bununla bağlantılı olarak da devlet mekanizmasının çökmesi açısından önceki çatışmalardan çok daha fazla risk taşımaktadır. Her ne kadar Egemenlik Konseyi’nin Hartum’u ele geçirmesi ve HDK’nin batıya geri çekilmesi ile bu risk görece azalmış olsa da HDK güçlü bir tehdit olmayı sürdürmektedir. Son olarak iç savaştaki tarafların askeri ve diplomatik destek arayışları çok yoğun bir dış müdahaleyi beraberinde getirmektedir.
Melih Yıldız – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü, Afrika Çalışmaları
Bu metnin orijinal versiyonu Kriter dergisinin Aralık 2025 sayısında yayımlanmıştır.



