Alman solunun siyonizm ve İsrail saldırganlığı konusunda nasıl bir tavır içerisinde olduğunu anlamak ve diğer Avrupa ülkelerindeki sol partilerden nasıl ayrıştığını görmek için öncelikle “antisemitizm silahı”na karşı dayanıklılık kapasitesine bakmak gerekir. Ülke siyasetinde etkili olan ve federal mecliste temsil edilen SPD, Yeşiller ve Sol Parti’nin antisemitizm suçlamalarına karşı direnç düzeylerinin farklılaştığını ifade etmek gerekir.
Öncelikle bu partilerin, Hitler’in nasyonal sosyalizm ideolojisine karşı çıkan sol ideolojiden geldikleri için Almanya’daki diğer partiler gibi Yahudilere karşı gerçekleştirilen soykırım sırasında yanlış yerde durdukları suçlamasına maruz kalmaları söz konusu değildir. Bu nedenle sol geleneğe dayanan partiler, genel olarak İsrail saldırganlığını eleştirme konusunda sağ çizgideki partilere göre daha özgürdürler, siyonist yayılmacılığa karşı çıkmaları durumunda Hitler destekçisi olarak suçlanmaları daha zordur. Ayrıca genel olarak ırkçılığa karşı bir çizgiye sahip olan sol ideoloji mensuplarının antisemitist (politik anlamda Yahudi karşıtı) olarak suçlanmaları da kolay değildir.
Ancak İsrail saldırganlığının Gazze Soykırımıyla birlikte zirveye ulaştığı son dönemde, Alman solunun bir kısmının siyonistler tarafından antisemitist olmakla suçlandığı ve seçimleri kazandıkları yerlerde iktidar sorumluluğunu devralmalarının engellenmeye çalışıldığı görülüyor. Bu noktada, Alman solunun tamamının İsrail saldırganlığına karşı aynı tepkiyi vermediğini ve bu yüzden tamamının aynı suçlamaya maruz kalmadığının altını çizmek gerekir.
Aşırı sol olarak sınıflandırılan Sol Parti’nin (Die Linke), antiemperyalist refleksle İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamları soykırım olarak nitelendirmesi, İran’ı, Lübnan’ı ve Suriye’yi hedef alan saldırılarını uluslararası hukuka aykırı bulup eleştirmesi, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından verilen yakalama kararı bulunan Netanyahu’nun tutuklanmasını desteklemesi, İsrail’e yaptırım uygulanmasını talep etmesi ve bu ülkeye silah satışının yasaklanması çağrısında bulunması nedeniyle antisemitist olmakla suçlandığı görülüyor. Buna karşılık SPD ve Yeşiller, doğrudan bu tür bir suçlamaya maruz kalmıyorlar ama Berlin eyaletinde Sol Parti ile koalisyon kurmaları durumunda antisemitizme destek vermiş olacakları ima edilerek bu eyalette seçimi kazanan Sol Parti’nin hükümet kurması engellenmeye çalışılıyor.
SPD’nin Siyonist Saldırganlığa Destek Veren Çizgisi
Almanya’daki sağ ve liberal partileri büyük ölçüde kontrol altında tutan siyonistlerin, antiemperyalist karakteri öne çıkan ve karşı çıktıkları Naziler tarafından gerçekleştirilen soykırım konusunda taşıdıkları bir sorumluluk olmayan sol partileri de baskı altına alıp İsrail saldırganlığını eleştiren bir tutum almaktan alıkoymaya çalıştıkları görülüyor. Bu konuda, ülke siyasetinde en fazla etkiye sahip sol parti olan SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) üzerinde büyük ölçüde başarılı oldukları görülüyor. Gazze soykırımının ilk döneminde koalisyonun büyük ortağı, sonrasında ise küçük ortağı olarak federal hükümette yer alan SPD, gerek söylem düzeyinde gerekse ekonomik ve askeri açıdan Gazze soykırımına destek verdi. İsrail’e karşı Avrupa Birliği düzeyinde yaptırım uygulanmasına karşı çıkan Alman hükümetlerinin de ortağıydı SPD.
İspanya’daki hükümette koalisyon ortağı olarak yer alan merkez sol partinin İsrail’e karşı AB yaptırımlarını talep ederken, bu ülkeye silah satışının yasaklanmasını savunurken ve Filistin devletinin tanınması yönünde karar alırken Alman sosyal demokratları, bu meselelerde hep İsrail’i rahatsız etmeyecek politikalar izlemeyi tercih ettiler. Hep iki devletli çözümden yana olduklarını söylediler ama Fransa’nın, İspanya’nın, İngiltere’nin Filistin devletini tanıdığı bir dönemde buna karşı çıkan Avrupa blokuna liderlik eden Alman hükümetinin parçasıydılar.
Alman sosyal demokratları, İsrail’in Gazze’deki katliamlarını eleştirdiler ama ABD’den sonra İsrail’e en fazla silah desteği veren Alman hükümetinin parçasıydılar. İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki saldırgan politikalarını eleştirdiler ama onu AB yaptırımlarıyla bu politikalardan vazgeçirmeye çalışan girişimlere karşı çıkan Alman hükümetinin parçasıydılar. İsrail’in Gazze soykırımının ilk aylarında günde ortalama 300 Filistinli sivili öldürdüğü dönemde Almanya’nın SPD’li başbakanı Olaf Scholz, “İsrail’in kendisini savunma hakkı” söylemiyle bu vahşeti savunan Batılı liderlerin başında geliyordu. Aynı Olaf Scholz, ülkesinin Ocak 2024’te Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından İsrail aleyhine açılan soykırım davasına İsrail lehine müdahil olacağını açıkladı. Yine Scholz’un başbakanlığı döneminde Almanya’da sayısız Filistin’e destek gösterisi, Filistin konulu akademik toplantılar yasaklandı ve bu tür gösterilerde polis şiddetinin aşırı boyutta yaşandığı görüldü.
Yeşiller İçin Turnusol Kağıdı Filistin
Almanya’da insan hakları, toplantı ve gösteri özgürlüğü, baskıcı rejimlere karşı çıkma ve uluslararası hukuktan bahsedildiğinde en iddialı partilerin başında gelen Yeşiller’in de siyonist saldırganlığı söz konusu olduğunda bütün bu ilkeleri ayaklar altına alan tavrı gözden kaçmadı. Gazze soykırımının ilk bir buçuk yılında Alman Dışişleri Bakanı olan Yeşiller’in önemli isimlerinden Annalena Baerbock, örneğin Rusya’nın Ukrayna saldırısına uluslararası hukuka sahip çıkma adına şiddetle karşı çıkıp Moskova’ya karşı en ağır yaptırımların önde gelen savunuculuğunu yaparken mensubu olduğu hükümet, İsrail’e silah desteğine devam etti.
İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamların bu ülkenin “kendisini savunma hakkıyla” savunulamayacak bir soykırıma dönüştüğünü gören Yeşiller’in İsrail’e destek vermeye devam etmesi, bu partinin siyonistlerle ve İsrail’in en büyük destekçisi ABD ile kurduğu çarpık ilişkiyle açıklanabilir. Daha ilkeli bir dış politika iddiasıyla dışişleri bakanlığı görevini üstlenen Baerbock’un İsrail söz konusu olduğunda partisinin bütün ilkelerini ayaklar altına alması, siyonist lobinin Yeşiller Partisine ne kadar nüfuz ettiğini bir kez daha gösterdi. Son Berlin eyalet seçimlerinin ardından Sol Parti’nin soykırımcı İsrail’e karşı eleştirel tavrını antisemitizm olarak damgalayıp bu partiyi İsrail’e destek çizgisine zorlayarak fiili olarak Sol-SPD-Yeşiller koalisyonunu imkânsız kılmaya çalışan Franziska Brantner, Felix Banaszak ve Bettina Jarasch gibi isimlerin Yeşiller içindeki önemli konumları, bu nüfuzun göstergesi olarak okunabilir.
Yeşiller’in siyonist saldırganlık karşısındaki ilkesiz politikasına bir başka örnek olarak Filistin devletinin tanınması ve Batı Şeria’daki yerleşimci terörist saldırıları konusundaki ilkesiz politikaları gösterilebilir. İki devletli çözümden yani bir Filistin devletinin de kurulmasından yana olduklarını her fırsatta söyleyen Yeşiller’in, Avrupa’da birçok ülke İsrail saldırganlığına karşı sembolik olarak Filistin devletini tanırken Almanya’nın bu adımı atmasına karşı çıkan bir tavır sergilemesi, ikiyüzlü bir politikanın açık örneği oldu. Parti tabanında ağırlıklı olarak diğer ülkelerle birlikte Filistin’in tanınması görüşü hakimken başta Dışişleri Bakanı Baerbock olmak üzere üst yönetimin bu adımı atmaktan korkması siyonizmin parti üzerindeki etkisini gösteren başka bir örnek oldu.
Benzer bir tavır Batı Şeria ve Kudüs’teki yerleşimci terörü konusunda da söz konusudur. Yerleşimci teröristlerin Filistinli sivillerin evlerini, tarlalarını ve iş yerlerini hedef alan saldırılarını sert şekilde eleştiren ve hatta bazı isimlere yaptırım uygulanmasını talep eden Yeşiller, bu teröristleri açıkça destekleyen İsrail hükümetine desteğe devam etmiş ve İsrail’i bu hukuksuz politikalardan caydıracak yaptırımlara karşı çıkmıştır.
Siyonist etkinin Yeşiller’i en ilkesiz tutuma sürüklediği konulardan biri de Almanya’da Filistin’e destek gösterilerinin ve toplantılarının yasaklanması meselesi oldu. Filistin’e destek gösterilerinde “Nehirden Denize Özgür Filistin” sloganının yasaklanmasına destek veren Yeşiller, Nisan 2024’te Berlin’de aralarında uluslararası akademisyenlerin, aktivistlerin ve siyasetçilerin de bulunduğu “Filistin Kongresi” etkinliğinin polisin sert müdahalesiyle basılıp yasaklanmasına yönelik herhangi bir eleştiride bulunmamıştır. Filistin’e destek gösterilerinde Filistin bayrağı açılmasından ve İsrail saldırganlığını hedef alan sloganların atılmasından rahatsız olan Yeşiller’in önde gelen isimleri, bu gösterilerden aşırı düzeyde rahatsız olan İsrail ve Amerikan yönetimlerinin gazabından korktuklarını gösteren açıklamalar yaptılar.
Sol Parti’nin İsrail Saldırganlığına Karşı İlkeli Duruşu
Almanya’da sol hareketin evrensel değerlerini Filistin konusuna yansıtma konusunda en ilkeli davranan partinin Sol Parti olduğu görüldü. İsrail saldırganlığına ve Gazze soykırımına karşı çıkma konusunda Almanya’daki halkın genel olarak eleştirel eğilimini doğru okuyan Sol Parti siyonist saldırganlığı eleştiren tavrıyla oy oranlarını da artırmayı başardı. Almanya’nın Yahudiler konusundaki tarihsel sorumluluğunun bu defa İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırımı desteklemeyi değil bu soykırıma karşı durmayı gerektirdiğini savunan parti, açık bir şekilde İsrail saldırganlığına karşı çıkmıştır.
Almanya’nın İsrail’e silah satışının durdurulmasını talep eden Sol Parti, Berlin’in diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte Filistin devletini tanıması gerektiğini savunmuştur. İsrail’in saldırgan politikalarının caydırılması için bu ülkeye karşı gerek AB düzeyinde gerekse ulusal düzeyde yaptırımlar uygulanmasını isteyen Sol Parti, AB ile İsrail arasındaki ortaklık anlaşmasının askıya alınmasını talep etmiştir. İspanya ve İrlanda gibi AB ülkelerinin önerdiği bu yaptırımın engellenmesinde temel rolü oynayan Alman hükümetini bu tavrından dolayı eleştiren Sol Parti, Batı Şeria’daki yasa dışı İsrail yerleşim birimlerinde üretilen malların Almanya ve AB pazarına girişinin tamamen yasaklanmasını da istemiştir.
SPD ve Yeşiller’den farklı olarak, İsrail’in Gazze’deki katliamlarını “soykırım” olarak nitelendirmekten çekinmeyen Sol Parti, İsrail’in Batı Şeria’daki ayrımcı politikalarını da “apartheid” olarak tanımlamıştır. Alman hükümetinin silah temin ederek desteklediği İsrail’i soykırım yapmakla ve apartheid uygulamakla suçlaması, Sol Parti’nin siyonizmin Almanya’daki etkisine rağmen büyük ölçüde özgür hareket ettiğinin göstergesi olmuştur.
İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde açılan davalara destek veren Sol Parti, diğer Alman partilerinin bu konudaki tavrını ve Scholz hükümetinin İsrail lehine UAD’deki soykırım davasına müdahil olma kararını eleştirmiştir. Nikaragua’nın UAD’de Almanya aleyhine açtığı “İsrail’e silah sağlayarak soykırımı kolaylaştırma” davası konusunda hükümete uyarılarda bulunarak İsrail’e silah satışının derhal kesilmemesi halinde Almanya’nın uluslararası hukuk önünde doğrudan “suç ortağı” ilan edileceğini vurgulayan Sol Parti, ayrıca UCM’nin hakkında yakalama kararı verdiği Netanyahu’nun Almanya’ya davet edilmesine karşı çıkmıştır.
Almanya’daki Filistin’e destek gösterilerine önemli katkı veren Sol Parti gençlik grupları, bu gösterilerde yaşanan polis şiddetine ve gösterilere yönelik yasakçı uygulamalara şiddetli tepki göstermiştir. Bizzat parti eş başkanları İnes Schwerdtner ve Jan van Aken, Filistin’e destek ve barış gösterilerine katılırken İsrail hükümetini ve politikalarını eleştiren herkesin otomatik olarak “antisemitik” ilan edilmesi kınanmış ve gerçek antisemitizmle mücadelenin ifade özgürlüğünü kısıtlayarak yapılamayacağı dile getirilmiştir.
Bu yazının orijinal versiyonu 1 Kasım 2026’da Kriter‘de yayınlanmıştır.
Kemal İnat – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü ve Uluslararası İlişkiler Bölümü



