
ABD ve İran arasındaki ateşkesin uzayıp uzamayacağı ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tartışmalar devam ederken dün itibariyle gündeme önemli bir açıklama düştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el-Mazravi ülkesinin 1 Mayıs itibariyle OPEC’ten ayrılacağını açıkladı. Mazravi bunun “BAE’nin uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyonuna ve gelişen enerji profiline dayanan bağımsız bir ulusal karar” olduğunu ifade etse de kararın zamanlaması ve BAE’nin OPEC içindeki yeri tartışmaları beraberinde getirdi. Bu noktada BAE’nin bu kararı sadece ekonomik çıkarlarını düşünerek mi aldığı yoksa Suudi Arabistan ile Yemen üzerinde başlayan gerginliğin başka bir perdesi mi olduğu ilk akla gelen soru. Bir diğer önemli konu ise BAE’nin ayrılmasıyla Suudi Arabistan’ın liderliğindeki OPEC’in fiyatlar üzerindeki belirleyici gücünü ne kadar koruyacağıdır.
Aralık 2018’de bir başka körfez ülkesi Katar OPEC’ten ayrılacağını açıklamış ve bunu gerçekleştirmişti. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in Katar’a yönelik başlattığı ablukanın devam ettiği bir süreçte gelen bu adım o günlerde büyük bir yankı uyandırmamıştı. Katar’ın günlük petrol üretiminin oldukça düşük olduğu (günlük 1,5-2 milyon varil arasında) düşünüldüğünde Doha’nın bu kararının çok konuşulmaması da anlaşılabilir bir durum. Ancak OPEC’in üçüncü büyük üreticisi (2024 yılında günlük 3 milyon varil) pozisyonunda olan BAE’nin örgütten ayrılması şüphesiz Katar’ın ayrılmasından çok daha önemli bir etkiye sahip olacaktır. 2014’ün ortasından itibaren petrol fiyatlarının düşmeye başlamasıyla birlikte OPEC içinde başlayan arz kısıntısı tartışmalarını takip edenler için bu ayrılık radikal bir karar olsa da sürpriz olmadı. Zira Abu Dabi yönetimi arz kısıntılarının yüksek olmasına karşı çıkmaktaydı ve son yıllarda da bu itirazını açıkça ifade ediyordu. 113 milyar varil rezerv ile altıncı büyük rezerve sahip olan BAE, günlük olarak 5 milyon varil petrol üretme potansiyeline sahip olmasına rağmen arz kısıtlamaları nedeniyle uzun yıllardır 3.5 milyon varilden fazla üretememişti. Bu durum BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının gerekçesi olarak görünmektedir.[1]
Ancak arz kısıntısı politikalarına karşı çıkmasına rağmen BAE’nin OPEC’ten ayrılması ekonomik çıkarlarının ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Bunun ilk ayağını Suudi Arabistan ile bölge politikasında yaşanan ayrılıklar ve Yemen üzerinden başlayan gerginlik oluşturmaktadır. Arap Ayaklanmalarının ardından bölgesel düzeyde yaşanan değişim karşısında birlikte hareket eden iki ülke özellikle son yıllarda karşı karşıya gelmeye başladı. Son birkaç yıldır görülen anlaşmazlıklar Suudi Arabistan’ın Aralık ayı sonunda BAE’nin Yemen’deki vekil güçlerine askeri olarak müdahale başlatıp Yemen sahasından BAE’yi çıkarmasıyla zirveye çıktı.[2] Yemen’in yanı sıra Sudan ve Somali’de de farklı politikalar iki ülke arasındaki sorunlara eklenmiş durumdadır. Abraham Anlaşmaları kapsamında 2020 yılında İsrail ile anlaşma imzalayan BAE’nin İsrail ile ilişkilerinin çok yönlü olarak gelişmeye devam etmesi İsrail’in bölgedeki genişlemeci politikalarından rahatsız olan Suudi Arabistan için rahatsızlık kaynağı olarak varlığını korumaktadır.
Katar’ın OPEC’ten ayrılma hikayesine benzer şekilde BAE’nin de Suudi Arabistan ile sorunlarının iyiden iyiye su üstüne çıktığı bir dönemde örgütten ayrılması iki ülke ilişkilerinin geldiği noktanın bir tezahürü olarak okunabilir. Zira Suudi Arabistan OPEC’te en yüksek üretim rakamlarına sahip olmanın yanı sıra diğer ülkeleri de yönlendirebilme gücüyle de örgütte en öne çıkan ülke konumunda bulunmaktaydı. BAE’nin OPEC’ten ayrılması her ne kadar Suudi Arabistan’ın bu pozisyonunu değiştirmese de örgütün gücünü azaltacağı için dolaylı olarak Riyad’ın elini hem ABD gibi OPEC dışı üreticilere hem de Rusya gibi OPEC+ ile birlikte hareket etmek istediği aktörler karşısında zayıflatacaktır. BAE’nin çıkışının bir diğer muhtemel etkisi 11’e düşen OPEC’teki üye sayısının daha da düşmesidir. Örneğin, OPEC’in kurucu üyelerinden Venezuela’nın yeni yönetimi, ABD’nin yönlendirmesiyle örgütten ayrılma yoluna gidebilir. Buna ek olarak BAE’nin yanı sıra OPEC+ dışındaki ülkelerin üretimlerini artırmaları ile kızışan pazar kavgası örgütün arz kısıntısı politikasının uygulanmasını zorlaştırabilir. Sonuç olarak BAE’nin bu kararının arkasında ekonomik gerekçeler olsa bile Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların rolü büyüktür denebilir. Bu ayrılığın OPEC ve petrol fiyatları üzerindeki etkisi ise ABD ve İran arasındaki olası bir anlaşmanın ardından fiyatların seyri ile daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Abdussamet Pulat – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü
[1] Andrew England, Verity Ratcliffe, Nicolas Parasie, UAE to leave Opec in blow to oil cartel, Financial Times, https://www.ft.com/content/8c354f2d-3e66-47f1-aad4-9b4aa30e386d?syn-25a6b1a6=1
[2] Hamdullah Baycar, Yemen Savaşı mı, Körfez Rekabeti mi? Suudi Arabistan–BAE Ayrışması, Kriter Dergisi, Şubat 2026 / Yıl 10, Sayı 109



