
2020 sonrasında Batı Afrika ve Sahel bölgesinde yaşanan gelişmeler, bölgenin yalnızca güvenlik bakımından değil, siyasal düzen, dış politika yönelimi ve bölgesel iş birliği mekanizmaları açısından da yeni bir döneme girdiğini göstermektedir. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de art arda gerçekleşen askeri müdahaleler, bir taraftan devlet otoritesinin güçlendirilmesi, tam egemenliğin yeniden tesisi ve güvenliğin sağlanması söylemleri üzerinden meşrulaştırılırken, diğer taraftan söz konusu ülkelerin geleneksel dış ortaklarıyla ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açmış ve dış politika yönelimlerinin yeni bir jeopolitik eksen etrafında yeniden şekillenmesine neden olmuştur.
Bu süreçte uzun yıllar Fransız sömürgesi olarak kalan bu ülkelerde, Fransız karşıtı duygular hızla yükseldi. Yeni askerî rejimler, Fransa’nın emperyal zihniyetini sorgulayarak ülkelerinin artık Fransa’nın sömürgesi olmadıklarını belirtmeleri ve Fransa’yı istikrarsızlık getiren bir aktör olarak nitelemeleri halktan büyük destek görmelerini sağladı. Söylem düzeyinde kalmayan yeni rejimler Batı Afrika’daki hâkim sömürgeci güç olan Fransa’yı ülkelerinden çıkardılar. Bununla birlikte Fransa merkezli güvenlik mimarisinin başarısızlığa uğraması ve giderek çözülmesiyle oluşan güvenlik boşluğunda, Rusya ve Rusya bağlantılı güvenlik yapıları alternatif ortaklar olarak daha görünür hale geldi.
Bölge ülkeleri açısından öne çıkan bir diğer alternatif aktör ise Türkiye oldu. Türkiye, kazan-kazan odaklı dış politika yaklaşımı çerçevesinde Sahel ülkeleriyle diplomatik ve askerî iş birliğini giderek derinleştirmektedir. Bu yönüyle Ankara, özellikle askeri yönetimler açısından Batılı ortaklara alternatif ve daha esnek bir iş birliği modeli ortaya koymaktadır. Çin ise yardımlar, altyapı projeleri ve krediler için herhangi bir şart koşmayan politikası doğrultusunda bölgede etkisini arttırmakta ve kendisini uluslararası ve bölgesel yaptırımlar uygulanan askeri yönetimlere önemli bir alternatif ve kaynak sağlayıcı olarak sunmaktadır.
Bununla birlikte bu dönemde diğer önemli unsur ise bölgesel mimarinin ciddi biçimde değişim içinde olmasıdır. Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun Fransa yanlısı statükonun siyasi aracı olarak gördükleri Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’ndan (Economic Community of West African States-ECOWAS) ayrılmaları ve Sahel Devletleri İttifakı’nı (Alliance of Sahel States -AES) kurmaları Batı Afrika’da bölgesel mimarinin yeniden şekillendiği anlamına gelmektedir. Üç ülkenin ortak güvenlik vizyonu etrafında birleşmesi, Sahel’de yalnızca geçici bir ittifakın değil, ECOWAS ve Fransa merkezli güvenlik düzenine karşı olan yeni bir yapının doğduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bölgedeki bu dönüşümler, yalnızca rejim değişikliği üzerinden okunabilecek bir mesele değildir, aynı zamanda bölgenin dış aktörlerle kurduğu ilişkinin ve jeopolitik yönelimin yeniden tanımlandığı daha geniş bir yeniden hizalanma sürecine işaret etmektedir.
Rusya, bölgede ortaya çıkan yeni jeopolitik düzende özellikle güvenlik alanında önemli bir aktördür. AES ülkelerinde Rusya’nın Wagner Grubu’ndan devralarak kurulan Afrika Kolordusu‘nun varlığı, kısa vadede askeri yönetimler için güvenlik boşluğunu dolduran bir alternatif olarak görülmektedir. Ancak bu aktörlerin insan hakları ihlalleri, sivil kayıplar ve yargısız infaz iddialarıyla anılması, bu güvenlik modelinin meşruiyetini ve sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getirmektedir. Bu bakımdan Sahel’de güvenlik alanındaki dış ortaklıklar, sadece askeri sonuçlar üzerinden değil, siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve devlet-toplum ilişkileri üzerindeki etkileri bakımından da ele alınmalıdır.
Rusya’nın artan etkisine karşın Avrupa Birliği, Fransa merkezli güvenlik mimarisinin başarısız olması ve artık istikrarsızlığın nedeni olarak görülmesi sonrasında bölgede yeniden angajman arayışına girmiştir. AB, bu doğrultuda bölgeye yönelik yaklaşımını, önceki dönemin güvenlik mimarisinin yerine daha esnek, çok boyutlu ve yeniden angajmana dayalı bir çerçeve inşa etme çabası olarak tanımlamaktadır. AB’nin Sahel Özel Temsilcisi’nin son bir yıl içinde bölgeye yönelik yoğun diplomatik temaslarda bulunması, AB’nin Sahel’den tamamen çekilmeyi bir seçenek olarak görmediğini ve bölgenin AB için stratejik öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak AES ülkelerinin Batılı askerî unsurları ülkelerinden çıkarması, bölgede postkolonyal düzene karşı yükselen tepkinin somut bir yansımasıdır. Bu tablo, AB’nin bölgede güvenlik iş birliği mekanizmalarını sınırlandırmakta ve operasyonel kapasitesini daraltmaktadır.
Sahel’de dış ortaklıkların dönüşümü yalnızca Batı ile Rusya arasındaki rekabet üzerinden okunmamalıdır. AES ülkelerinin Batı dışında farklı alternatiflere yöneldiği bir ortamda, bölge ile ilişkilerini güçlendirmeyi hedefleyen Türkiye, stratejik bir ortak olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye’nin Afrika politikasının 1998’de başlayan açılım süreci sonrasında kurumsallaşması ve 2013 itibarıyla Afrika Ortaklık Politikası çerçevesinde yeniden tanımlanması, Ankara’nın kıtaya yönelik yaklaşımının diplomasi, ekonomi, güvenlik, kalkınma ve insani yardım başlıklarını birlikte içeren çok boyutlu bir zeminde ilerlediğini göstermektedir. Türkiye, özellikle Sahel bölgesinin güvenlik dinamiklerini uzun süredir yakından takip etmekte bu ülkelerin terörizmle mücadele, askerî eğitim ve savunma sanayii iş birliği gibi alanlarda katkı sağlamaktadır. Ancak Türkiye, Sahel bölgesinin güvenlik dinamiklerini yakından takip etse de bu güvenlik kaygıları ekonomik, insani ya da kültürel etkileşim gibi diğer boyutların önüne geçmemektedir. Bu çok boyutlu yaklaşım, Türkiye’yi Sahel’de çıkarları bulunan Rusya ve Çin gibi aktörlerden farklılaştırmaktadır. Bu çerçevede Türkiye, Sahel’de önemli bir stratejik bir ortak olma potansiyeline sahiptir. Fransa’nın AES ülkelerinden çekilmek zorunda kalması ve yerine gelen Rusya bağlantılı güvenlik yapılarına yönelik artan tartışmalar, bölgede güvenilir bir aktöre duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkan bu boşluk, AES yönetimleri nezdinde güven tesis edebilen ve terörizmle mücadele tecrübesine sahip Türkiye için önemli bir hareket alanı yaratmaktadır.
Vahap Yıldız – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü, Afrika Çalışmaları



