Uzman Görüşleri – Gelişen Bölgesel İşbirliği: Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Mısır ile İlişkileri
12.02.2026

Türkiye ile Mısır arasındaki yakınlaşmanın iki ülke arasındaki işbirliğine yansımaları nelerdir?
İsmail Numan Telci
Özellikle 2022 yılından bu yana olumlu şekilde devam eden Türkiye ile Mısır ilişkilerinin altın çağını yaşadığı söylenebilir. Bu durum dış politikadan ekonomiye, askeri işbirliklerinden toplumsal etkileşimlere birçok alanda görülmektedir. Bu etkileşimlerin önümüzdeki süreçte iki ülke arasındaki ilişkileri stratejik ittifaka dönüştürme ihtimali giderek güçlenmektedir. Bu da bölgesel konularda koordineli politikalar yürütülmesi, tehditlere karşı ortak adımlar atılması ve krizlerle birlikte mücadele edilmesi gibi sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Bu girişimler Türkiye ve Mısır’ın daha geniş kapsamlı bölgesel bir ittifakın parçaları olması için de kolaylaştırıcı rol oynayacaktır.
Dış politika bağlamında değerlendirildiğinde Türkiye ve Mısır’ın birçok bölgesel meselede ortak pozisyon benimsedikleri görülmektedir. Bu konular arasında Gazze, Doğu Akdeniz, Libya, Somali ve Sudan özellikle öne çıkmaktadır. Hatırlanacağı üzere 2025’in Ekim ayında Gazze’de İsrail’in saldırılarının sonlandırılması ve ateşkes imzalanmasında Türkiye ve Mısır’ın ortak tutumu belirleyici olmuştur. Ankara ve Kahire’nin Washington yönetimi üzerinde baskı oluşturmasının da etkisiyle Trump, İsrail’i ateşkese zorlamış ve anlaşma imzalanabilmiştir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’a düzenlediği ziyaretin en önemli başlıklarından birisi Gazze olmuştur. İki lider Gazze’de ateşkes sonrası süreç ve bölgenin yeniden imarında atılabilecek ortak adımları ele alırken, İsrail’in saldırganlığına karşı ortak pozisyonu sürdürme konusunda da olası stratejileri değerlendirmişlerdir.
Aynı şekilde Mısır ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren konular olan Doğu Akdeniz, Libya, Sudan ve Somali gibi bölgesel kriz alanlarında da koordineli bir dış politika izlenmesi konusu da ziyaretin gündemlerinden birisi olmuştur. Bu noktada iki ülke örtüşen çıkarların farkında olarak, söz konusu kriz bölgelerinde istikrarsızlıkların derinleşmesinin yaratabileceği riskleri dikkate almakta ve bu motivasyonla politikalar dizayn etmektedirler.
İkili ilişkiler bağlamında ise ekonomik işbirlikleri ve son dönemde giderek güçlenen savunma sanayi ortaklıkları da iki lider tarafından ele alınmıştır. Ticaret hacminin 9 milyar dolar sınırına dayandığı Türkiye ve Mısır, 2028 itibariyle bu rakamı 15 milyar dolara çıkarmayı hedef olarak belirlemiştir. Bu hedef doğrultusunda iki ülke iş dünyasını bir araya getirmeyi amaçlayan Türkiye-Mısır İş Konseyi zirvesi de iki cumhurbaşkanının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Benzer durum savunma sanayi ve askeri işbirlikleri bağlamında da görülmektedir. Bunun açık göstergelerinden birisi 13 yıl aradan sonra iki ülke donanmalarının Akdeniz’de düzenlendikleri Türkiye-Mısır Dostluk Denizi tatbikatı olmuştur. Savunma sanayi alanındaki işbirlikleri 2024 ve 2025 yıllarında imzalanan anlaşmalar sonrasında Türk ve Mısır savunma sanayi şirketlerinin ortak üretime başladığı bir süreci ortaya çıkarmıştır. Bu anlamda Aselsan ve Havelsan gibi şirketlerin Mısır’daki ortaklarıyla üretim süreçlerini hayata geçirmesi bu anlamda potansiyelin ortaya çıkarılması açısından büyük önem arz etmektedir.
Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerindeki yakınlaşmanın temel motivasyonları nelerdir?
Mehmet Rakipoğlu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3-4 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri, Türkiye’nin son dönemde izlediği çok boyutlu bölgesel yeniden konumlanma stratejisinin önemli bir parçası olarak görülebilir. 2020’den beri örüntü haline gelen normalleşme hamleleri ile dış politikada düşmanları azaltıp dostları artıran Türkiye’nin bölge aktörleri ile ilişkileri, bölgesel sahiplenme vizyonu ile yeni bir döneme girmiştir. Özellikle Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerindeki normalleşme ve ardından gelen yakınlaşma ve ilişkilerin konsolide edilmesi, ikili düzeydeki diplomatik normalleşmenin ötesine geçerek, bölgesel güvenlik ve istikrar arayışlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşmanın kurumsallaşmasının arkasında birkaç neden olduğu görülüyor.
Bu yakınlaşmanın ilk temel motivasyonu, bölgesel ve yapısal belirsizliklerin derinleşmesidir. İsrail’in Gazze’de başlayıp Yemen, Irak, Lübnan, İran, Suriye, Katar, Tunus gibi ülkelere varan saldırganlığı, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik kırılganlıkları ve ABD’nin bölgeye yönelik angajmanındaki dalgalanmalar gibi bölgesel belirsizlik atmosferi Ankara ve Riyad’ı daha fazla koordinasyona itmiştir. Her iki aktör de dış güvenlik garantilerine aşırı bağımlılığın sürdürülebilir olmadığını görmekte ve bölgesel sorunlara bölgesel çözümler üretme fikrine daha fazla ağırlık vermektedir.
İkinci olarak, ekonomik ve yapısal dönüşüm hedefleri yakınlaşmayı hızlandırmaktadır. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu çerçevesinde istikrar odaklı bir dış çevreye ihtiyacı bulunmaktadır. Bölgesel istikrar isteyen Türkiye’nin dış politik vizyonu bu noktada Suudi Arabistan’ın arzuladığı dış çevreyle uyum içerisindedir. Ayrıca petrol dışı gelirleri artırmak isteyen Krallık için Türkiye yatırımları artırıp Avrupa’ya açılma noktasında oldukça cazip fırsatlar sunmaktadır. Türkiye ise ekonomik baskıları azaltmak, yatırım kanallarını çeşitlendirmek ve Körfez sermayesiyle savunma sanayii, enerji ve altyapı alanlarında daha derin iş birlikleri kurmak istemektedir. Bu noktada ilişkiler, ideolojik değil açık biçimde pragmatik bir zeminde ilerlemektedir.
Üçüncü motivasyon, Suudi Arabistan’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile son yıllarda artarak devam eden örtük rekabetin yarattığı stratejik dengeleme ihtiyacıdır. Yemen, Afrika Boynuzu ve Sudan gibi sahalarda Riyad ile Abu Dabi arasındaki çıkar ayrışmaları, Suudi Arabistan’ı Türkiye gibi daha öngörülebilir ve devlet-merkezli aktörlerle çalışmaya yöneltmektedir. Türkiye’nin vekil yapılar yerine merkezi devlet otoritelerini destekleyen çizgisi, bu bağlamda Riyad açısından tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Son olarak, Türkiye–Suudi Arabistan yakınlaşması Mısır ile ilişkilerin normalleşmesiyle birlikte daha geniş bir bölgesel istikrar mimarisinin parçası haline gelmektedir. Ankara–Riyad hattında gelişen diyalog, Kahire’nin de dahil olduğu daha esnek, kriz yönetimine dayalı ve ideolojik olmayan bir bölgesel iş birliği modelinin önünü açmaktadır. Bu anlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan savunma iş birliği anlaşmasına katılma tartışmalarının yaşandığı dönemde Riyad ve Kahire gibi Arap siyasetinin iki önemli başkentine ziyaretlerde bulunması ve akabinde Ürdün Kralı Abdullah’ın Türkiye’ye gelmesi, merkezinde Türkiye’nin olduğu yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin habercisi olarak okunabilir. Bu çerçevede Türkiye–Suudi Arabistan yakınlaşması, kısa vadeli diplomatik yakınlaşmadan ziyade, bölgesel güçlerin dağınık güvenlik mimarilerinin yarattığı yapısal maliyetleri azaltmayı, dış aktörlere bağımlılığı sınırlamayı ve kriz yönetim kapasitesini kurumsallaştırmayı hedefleyen uzun vadeli bir stratejik yeniden konumlanmanın parçası olarak okunabilir. Diğer bir ifade ile Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerindeki yakınlaşma geçici ve konjonktürel bir diplomatik adım olmaktan çok bölgesel güçlerin parçalı ittifak davranışları ve dış güvenlik garantilerine dayalı kırılgan angajmanlarının yol açtığı güvenlik ve diplomatik maliyetleri sınırlamaya ve stratejik özerklik alanlarını genişletmeye dönük uzun vadeli bir stratejinin yansımasıdır. Bu sürecin kurumsallaşma düzeyi, Ortadoğu’nun önümüzdeki dönemde nasıl bir dengeye evrileceğini de belirleyecektir.
Türkiye’nin Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerinde askeri/savunma işbirliğinin rolü nedir?
Melih Yıldız
Bölgesel ve küresel istikrarsızlığın hızla arttığı günümüzde hem Mısır hem de Suudi Arabistan savunma politikalarında önemli bir dönüşüm içerisindedirler. Bu dönüşümün en belirgin olduğu alanlardan biri silahlanma politikaları olurken her iki ülke de bu doğrultuda hem silah tedarikçilerini çeşitlendirme hem de savunma sanayilerini geliştirme çabası içerisindedirler. Türkiye ise hızla gelişen savunma sanayii ile Kahire ve Riyad açısından hem silah tedarikçisi hem de savunma sanayii işbirlikleri için ortak olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Mısır ve Suudi Arabistan ile askeri/savunma işbirliği son yıllarda hızla ivme kazanan ilişkilerin en önemli ve stratejik sütunlarından biri haline gelmiştir.
Türkiye ile Mısır özellikle 2025 yılından itibaren askeri işbirliğini geliştirmeye yönelik önemli adımlar atmaya başlamıştır. Ağustos’ta HAVELSAN ile Mısır’ın Arab Organization for Industrialization (AOI) arasında ortak insansız hava aracı üretimi konusunda bir anlaşma imzalanması iki ülke arasında savunma sanayii işbirliğini geliştirmek amacıyla atılmış önemli bir adım olmuştur. Eylül ayında Türkiye ile Mısır arasında 13 yıl aranın ardından ilk kez düzenlenen “Dostluk Denizi” tatbikatı ise askeri ilişkileri geliştirmeye yönelik önemli bir gelişmedir. Bu alanlarda işbirliğini geliştirmeye yönelik adımlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2026’da gerçekleştirdiği Mısır ziyareti sırasında da atılmaya devam etmiştir. Bu kapsamda askeri işbirliğinin güçlendirilmesi amacıyla Askeri Çerçeve Anlaşması imzalanırken MKE ile Mısır Savunma Bakanlığı arasında imzalanan anlaşma ise savunma sanayii alanında işbirliğini geliştirmeye yönelik önemli bir adım olmuştur. Toplam değeri 350 milyon dolar olan anlaşma kapsamında TOLGA hava savunma sisteminin Mısır’a ihracatı gerçekleşirken aynı zamanda MKE Mısır’da topçu mühimmatı üretim tesisi kuracaktır.
Savunma işbirliği Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde de giderek artan bir öneme sahiptir. BAYKAR ile Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı arasında AKINCI TİHA ihracatına yönelik Temmuz 2023’te imzalanan anlaşma bu işbirliğinin en somut örneklerinden olmuştur. Türkiye’nin en büyük silah ihracat anlaşmalarından biri olan 3,1 milyar dolarlık anlaşma kapsamında gerçekleştirilecek teknoloji transferi ve ortak üretim ise iki ülke savunma sanayii işbirliğinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Benzer işbirlikleri ilerleyen süreçte de devam etmiştir. Bu kapsamda Temmuz 2025’te Suudi Arabistan savunma sanayii şirketi Saudi Arabian Military Industries (SAMI) ile Türk savunma sanayii şirketlerinden FNSS, Nurol Makina ve ASELSAN arasında zırhlı araç alanında teknoloji transferi ve ortak üretimi içeren anlaşmalar imzalanmıştır. İki ülke savunma sanayii işbirliğine yönelik son dönemdeki en önemli gelişme ise Şubat 2026’da ROKETSAN ile SAMI arasında seyir füzelerinin ortak üretimine dair imzalanan işbirliği anlaşması olmuştur.
İsmail Numan Telci – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü
Mehmet Rakipoğlu – Mardin Artuklu Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Melih Yıldız – Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü



